? Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözü | Evvel Cevap
Ana Sayfa / Atasözleri / Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa
Atasözü ve Deyimler

Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözünün Açıklaması Anlamı Hikayesi Kısa

Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözünün Açıklaması

Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözünün Anlamı

Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözünün Hikayesi Kısa 

Misafir Umduğunu Değil Bulduğu Yer Atasözünün Öyküsü 

MİSAFİR UMDUĞUNU DEĞİL BULDUĞU YER  ATASÖZÜNÜN ANLAMI

Gönül, sonsuz özgürlüklere kanat açar… O nedenle, kişi misafir olduğu evden ve ev sahibinden büyük beklentiler içinde olabilir. Misafir, ev sahibinin kendisini güzel ikramlar ve iyi şeylerle ağırlayacağını düşünebilir. Gönlünden birçok beklentiler geçirebi­lir.  Fakat misafir ne umarsa umsun; ev sahibi ancak kendi imkânlarıyla, evinde olanı ikram edebilir…

MİSAFİR UMDUĞUNU DEĞİL BULDUĞU YER  ATASÖZÜNÜN HİKAYESİ

Önce bir uğultu duydu Orhan. Fakat bu uğultu ne fırtına uğultusuna, ne de bir başka uğultuya benziyordu. Dalgalı bir denizin dibindeki sesleri andırıyordu. Ama çok sürmedi… Sesler kesildi. Sadi Dede’nin sesi duyuldu: “Geldik işte… Açabilirsin gözlerini…Orhan, bu defa gözlerini zengin konaklarından birinde açtı. Hangi geçmiş zaman dilimi derseniz, kesin cevap veremeyiz. Ama salonun dekoruna, eşyanın döşeniş tarzına bakarak, yüz eli yıl kadar önceki bir zaman dilimi diyebiliriz…

Sadi Dede, Orhan’ı elinden çekti. Arkalığı yüksek bir kanepeyi siper aldılar. Yerleri hem rahat, hem de burada geçecek konuşmaları çok rahat duyabileceklerdi…

Karşılıklı iki koltukta, evin sahibesi ve sahibi olduğu anlaşılan iki kişi oturuyordu. Hanım da, Bey de en fazla kırkında gösteriyordu. Çok da mutluydular…

Orhan, salondaki insanlardan ziyade, kendini evdeki eşyaya kaptırmıştı. Birçoğunu ilk defa görüyordu. Bazılarının adım bile bilmiyor, neye edemiyordu… Sadi Dede, torununun omuzuna dokunarak, işaretle biraz sonra olabileceklere dikkat etmesini hatırlattı. Orhan, mahcup bir gülümsemeyle başını salladı…

Nihayet zaman saati çalışmaya başladı. Görün­tüler daha bir berraklaştı ve önce sesler duyuldu. Sonra… Sonra salonun kapısı açıldı. Orhan ile yaşıt bir çocuk içeri girdi… Girdi de, öyle bir suratla girdi ki, içerideki hanım ve bey aynı anda;

“Ne oldu yavrum?” diye telaşla sordular.

“Bir şey mi oldu çocuğum? Neden yüzün asık?” dedi hanım.

“Yoksa misafirlikten memnun olmadın mı Namık?” diye ekledi bey…

Çocuk, koltuklardan birine çökerken “Memnun olmadın baba!” dedi sertçe. “Kamım m aç anne! İçim kıyılıyor…” Diye sürdürdü…

Bir kahkaha atan baba;

“Hepsi bu mu?” diye sordu. “Hepsi bu mu sıkıntının?”

“Arkadaşın, öğle yemeğini onlarda yiyeceğinizi söylemişti. Öğle vakti yemek filan ikram etmediler a mi?” diye sordu annesi…

“Ettiler!” dedi çocuk, küçümseyerek. “Birer dilim S karpuz ve peynir ekmek. İçim bayılıyor.”

İkramı küçümseyen oğluna, üzgün ve kırılmış bir ifadeyle bakan baba, dedi ki:

“Yavrucuğum, öyle denk gelmiş. Güzel de bir ^ ikrammış. Sen ne ummuştun bilmem ama…”

Sözünün burasında durdu. Ayağa kalktı. Ve Orhan’ın da beklediği o cümleyi söyledi:

“Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer…”

Orhan, zaman yolundaki bu seyahatiyle bir atasözü daha kazanmıştı. Sadi Dede’nin ikazım beklemeden, başım dedesinin göğsüne yasladı. Ve mutlu bir gülümsemeyle gözlerim yumdu…

Yine o korkunç uğultu ve sarsıntıdan soma, bitkin bir halde gözlerini açan Orhan, başım dedesinin göğsünde ve kendini evlerinde buldu…



Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir