Kitap Cevapları TIKLA
Test Çöz TIKLA
sınıf 1 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 2 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 3 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 4 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 5 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 6 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 7 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 8 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 9 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 10 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 11 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 12 Ders Kitapları ve Cevapları
Youtube Kanalı
Sosyoloji Ders Kitabı Meb Yayınları

Sosyoloji Ders Kitabı Cevapları Sayfa 149

Google Play Uygulama

“Sosyoloji Ders Kitabı Cevapları Sayfa 149 MEB Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

Sosyoloji Ders Kitabı Cevapları Sayfa 149

6.4.3. DİN VE LAİKLİK
Dünyada pek çok toplum inanç ve siyaset arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Bu noktada laiklik kavramı öne çıkmaktadır. Türkiye’de 1937 yılında kabul edilen laiklik ilkesiyle birey, din ve devlet ilişkileri anayasal olarak düzenlenmiştir.
Laikliğe Tarihsel Bakış
“Laik sözcüğü eski Yunancadaki laikos sözünden gelir. Sözlük anlamı halka, kalabalığa, kitleye ait demektir. Laik kimse ruhban sınıfa ait olmayan kimse demektir. Dilimize bu kelime ilk defa Meşrutiyet yıllarında girmiştir. Laiklik yerine bazen sekülerizm terimi de kullanılmaktadır. Laiklik Katolik dünyasına, sekülerizm daha çok Anglosakson dünyasına ait olup din ve ruhban dışılık ya da dünyevilik yani dinden etkilenmeyen siyasi alan anlamına gelir. Sekülerizmde din referanslı kamusal politikalara pek yer verilmez.
Gerek laiklik gerekse sekülerizm ilk olarak Hristiyanlığın egemen olduğu Batı dünyasında gelişen olgu ve düşüncelerdir. Ortaya çıkış ve gelişmeleri son derece sancılı olmuştur. Ortaya çıkış sürecinde gerek düşünsel gerekse örgütsel çatışmalar yaşanırken temel sorun şuydu; dinî ve dünyevi alanlar arasındaki temel ayrım politik ve düşünsel olarak nasıl ortaya konulacak ve bu ayrımdan doğabilecek sorunlar nasıl bir sistemle aşılacaktır.
Laikliğin ortaya çıkışını ve politik düzen olarak şekillenişini tarihsel bir bağlamın içine oturtarak anlamak gerekir. Batıda 16. ve 18. yüzyıllar arasında feodal sistemin giderek yok olması, toprak mülkiyetinin önemini yitirmesi, ticarete yapılan yatırımların artması ve mutlak monarşilerin kurulduğu bir ara rejimden sonra 1789 Fransız Devrimi ile laiklik alanında ilk adım atılmıştır. Ticaret devrimi ile ortaya çıkan ve zaman içinde güçlenen burjuvazinin mülkiyet hakkı, kral ve kilisenin keyfi tasarruflarının tehditi altındaydı. Dolayısıyla Batı’da burjuvazi önderliğinde aristokratik güçlerin yanı sıra din kurumlarına karşı verilen bir savaşımın sonucunda laiklik gerçekleşebilmiştir.
Düşünsel alanda da Aydınlanma Çağı düşünürleri insan aklını her şeyden üstün tutan hukukun kaynağında aklı bulan düşünceler üretirken krala ve din adamlarına gerek olmadığını vurgulayarak ulus egemenliği anlayışını da ortaya koyuyorlardı. Bu düşünce akımının da etkisiyle ilahi yani göksel egemenlik hakkının terk edilerek beşerî yani laik egemenlik anlayışının kabulü Batı’da yaşanılan sürecin içinde dinsel kurumlara sınırlı bir alan bırakmıştır.
Laikleşme esas olarak Fransa’da görülmektedir. Merkezîleşmiş, hiyerarşik ve kurumsal yapıya sahip olan ve evrensellik iddiası taşıyan Roma kilisesine karşı oluşan Fransız laiklik hareketi çalkantılı bir dönemden geçmiştir. Fransa’da laikleşme devrimci jakoben ve cumhuriyetçi usullerle yürütülürken kilise uzun bir süre 1905 tarihli Ayrılık Yasası’na kadar devlet denetimi altında tutuldu. Dinleri değil kiliseleri özelleştiren bu yasa ile devlet ve din işlerine karşılıklı karışmazlık esası getirildi. Böylece devlet din işlerine karışmaktan büyük ölçüde vazgeçmiş oldu. Bu sayede din ve vicdan özgürlüğü belirli kurumların tekelinden kurtarılarak yasalar yoluyla güvence altına alındı.
Türkiye’de ise tarihsel süreçte bir devlet politikası olan laikliğin din karşıtlığı anlamında değil modernleşme yolunda izlenen bir yol olarak benimsendiği görülmektedir. Batı’da ekonomik devrime paralel ortaya çıkmış olan laikliğe Türkiye’de 200 yıllık bir gecikme ile ulusal Kurtuluş Savaşı’ndan sonra bir devrimle geçilmiştir. Bu süreçte dine dayalı ve çok uluslu bir imparatorluktan ulus-devlete geçişte devlet yapısı dinsel ögelerden arındırılırken toplumsal içerikli çeşitli hukuki düzenlemeler de gerçekleştirilmiştir.
Egemenliğin kaynağının beşerîleştirilmesinde ilk adım 1921 Anayasası’nda Ulusal Egemenlik ilkesinin kabulü ile atılmıştır. Saltanatın kaldırılmasının ardından cumhuriyetin ilanı 1923’te gerçekleştirilirken yapılan Anayasa değişikliğinde Türkiye devletinin dininin İslam olduğu eklenmiştir. Bir yandan iktidarın beşerîleşmesi anlamı taşıyan cumhuriyetin ilanı diğer yandan da resmî dinin ve hilafetin mevcudiyeti bir çelişki olarak görülebilir. Ancak Türk devriminin önderi Atatürk bu düzenlemeyle laikliği dinsizlik olarak anlama çabalarının önüne geçmiştir. Laikliğin gelişiminde 1924’te hilafetin, 1928’de resmî dini içeren hükmün kaldırılması ve 1937’de laiklik ilkesinin anayasal ilke hâline gelişi önemli dönüm noktalarıdır.”

  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

Sosyoloji Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 149 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2025 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!