26 Mart Pazar 2017
Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Sembolizm Özellikleri

Sembolizm Özellikleri


Sembolizmin Temsilcileri Kimlerdir

Sembolizm Akımının Özellikleri 

Sembolizmin Özellikleri 

Sembolizmin Doğuşu 

Sembolizm Nedir

Realizm, natüralizm ve pamasizm, sanatı duygu dünyasından uzaklaştıran yapısı nedeniyle bir süre sonra özellikle 19. yüzyılın son çeyreğinde tepki ola­rak sembolizmin doğmasına sebep olmuştur. Sembolizmin bir akım olarak vücut bulmasından önce Baudelaire, Rimbaud, Mallarme, Verlaine gibi şairler bu edebi akımın doğmasına öncülük etmişlerdir. Sembolizm adı 1886 yılında Jean Moreas tarafından akımın bildirisinin yazılmasıyla somut gerçeklik kazanmıştır.

Bu anlayışın temelinde Kant epistemolojisi yatmaktadır. Her tür bilginin sübjektif ve nispi; bilginin oluşumunda da sezginin gücünün yadsınamaz olduğu gerçeğine vurgu yapan Kant’ın düşünceleri sembolizm akımının da temelleri­ni oluşturmuştur. Kant’ın yanı sıra Schopenhauer, Bergson ve Wagner’in ortaya koydukları düşünce sistemleri de bu akımın oluşumunda hayli etkilidir.

Gerçekliğin, görüntü boyutundan ziyade görünenin arkasında var olan asıl gerçekliğin içerisinde olduğu düşüncesi benimsenmiştir. Böylelikle sanatçıdan da görünen gerçekliği değil onun arka planında var olan hakiki gerçeği verebilmesi veya sezdirebilmesi istenmektedir. Sembolistlerin amacı, evrende var olan görün­tülerin arka planında var olan özü sezgi yoluyla keşfetmektir.

Sembol kavramının nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili birçok değerlendirme mevcuttur. Ancak tüm söylemlerin ortak özelliklerini tek bir tanımda toplayan İs­mail Çetişli sembol için: “bir duygu halinin, bir fikrin, bir olayın, bir manzaranın, geleneksel veya bilinen zihnî sanatların ötesinde, ama anlatılmak istenileni başa­rıyla temsil edebilen bir şeye (somut veya soyut) dönüştürülerek ifade edilmesi­dir.” bu cümleleri kullanmaktadır. Bu noktada sembolist söylemi benimseyen şair için de evrendeki sembolleri çözmek için dilin bütün imkânlarının kullanılması suretiyle okuyucuya sezdirmek başlıca vazife olmalıdır. Bu düşünce dünyası ister istemez sembolist şairlerin şiirlerinde anlamı gizleyen, kapalı ve belirsiz bir yapı vücuda getirecektir. Sembolist şairler için örtülü güzellik esastır. Doğaya, nes­nelere, olaylara puslu bir camın ardından bakmayı tercih ederler. Anlamın örtük olması gerçeğin çıplak bir şekilde aktarımına karşı olmalarından kaynaklanmak­tadır. Şiirin anlamma okurun sezgileriyle ulaşmasını arzu ederler. Sözcüklerin çağrışım değerleriyle gerçekliğin çözümlenmesini isterler. Anlamın şiirden kal­dırılması değil, kapalı, örtük olması şiirin temel noktasını teşkil etmektedir. Di­lin bilinçaltının kapılarını açmaya yarayan bir anahtar hüviyetinde olduğunu ve sözcüklerin tmısı ve çağrışımlarıyla kullanılmasının esas olduğunu ifade ederler. Bu sebeple dil kurallarına da bağlanmamayı tercih ederler.

Sembolist şairlerin eserlerinde pozitivizmin dışladığı rüya ve esrar perdesi ile örülmüş bir dünya söz konusudur. Bunun için de tabiat unsurlarının maddi özelliklerinden hareketle anlamı belirsizliğin içerisine hapseden doğa tasvirlerini sıklıkla kullanmışlardır. Bütün yaşam adeta bir sis perdesinin ardında seyredil­mektedir. Şiirde ahenk unsuru olarak musikinin kullanılması dilin sözcük düze­yinde var olan tınısından hareketle insan ruhuna mananın sezdirilmesine çalışıl­mıştır. Böylelikle kulağa hitap etmekten ziyade ruhun ön plana çıkarılması söz konusudur.

Sembolizm, şair ile okur arasındaki ilişkinin boyut kazanmasında da etkili olmuş bir edebî akımdır. Okur, sembolik söylemin yoğun olduğu şiiri okudukça anlamı çoğaltacaktır. Bu durum aynı zamanda edebî eserin estetik gücünü arttıra­cak ve sanatı zenginleştirecektir. En büyük eleştiri de bu noktada anlamdaki ka­palılığa getirilmiştir. Oysa örtülü anlatımın ardında var olan gizem, sanat eserinin cazibesini arttıracak ve okuyucuyu bu anlam şöleni içerisinde zenginleştirecektir.

öte taraftan şairlerin orijinal söylemler için yeni semboller üretme ihtiyacı kötü şairlerin elinde okur ile eser arasındaki bağın kopmasına da sebep olmuştur.

Şiirin biçimsel yapısında var olan geleneksel kalıplan kırarak sanatçının öz­gür muhayyilesine öncelik tanımış ve böylelikle sanatçının şiir formunu kendi­sinin yaratmasına olanak sağlamışlardır. Şiirde mısra hâkimiyetini kırmışlar ve sembolist şiirde serbest şiir anlayışını hâkim kılmışlardır. Özgür dize anlayışı sa­yesinde serbest şiirin oluşmasını sembolistler sağlamışlardır. Sosyal hayatta var olan gerçeklerden kopuk olduklanndan ferdiyetçidirler ve beraberinde melanko­lik ruh haline bağlı olarak liriktirler. Sembolist şiir denildiğinde Türk edebiyatın­da akla ilk gelen isim Ahmet Haşim’dir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir