Ana Sayfa / Türküler / Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları


Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Hikayesi

Gesi, Bürüngüş, Bünyan… Ceviz ağaçları hışıl hışıldır, ceviz ağaçları acı yeşil, ceviz ağaçlan çok yapraklı. Sıra sıra, ulu ulu ceviz ağaçlarının arasında dereler, çaylar akar çokluk.

“Cevizden konsol yaparlar.”

Vakit erişip, mevsimi geldi mi, Kayseri ve dolayları cevizden geçilmez. Torba torba ceviz çuval çuval. Aşıkla oynanır, avuç avuç atılır yalağa. Mahalle aralarında ceviz, evlerin diplerinde ceviz, odalarda ceviz. Kadınlar, kızlar, erkekler… Cevizden geçilmez.

Düşünüyordu Nuh: Ağa’sı ölmüş, kızı Hayriye ortada kalmıştır. Zengin kızı, halli mallı kız ortada kalır mı? Sözün gelişi işte. Etli, butlu, kalın bilekli, kırmızı kırmızı yanaklı bir kız. Kendinin kırk beş yaşında kart bir modeli olan anacığından başka nenesi, teyzesi, teyzelerinin kızları, oğlanları vardı ya, gene de söz Nuh Ağa’nındı. Ölen adam ağabeysi. Çabuk bir karara varmalı, ne diyecekse demeliydi. Yoksa Hayriye’yi elden kaçırdıktan başka, kızın malı mülkü de dışarı, yabancıya gidecek, mal bölünecekti. Halbuki ağasıyla birlikte çalışıyorlardı. İşleri birdi. Mal bölünmemeli, Nuh Ağa yabancının yanında işçiliğe düşmemeliydi.

Karısı sordu:

 Ne düşünüyorsun Ağa?…

Nuh Ağa, sanki binlerce kilo ağırlığın altından başını kaldırıp baktı karısına:

 Şu, dedi. Bizim Hayriye’yi…

Kadın asıl sebebi anlamazdan geldi:

 Neyi düşünüyorsun? Düşünecek neyi var şükür?

Adam karısına uzun uzun baktı. Sonra tane tane konuştu:

 Şükür hiç bir şeyi yok düşünecek amma…

-Amma?

Nuh Ağa içini çekti, sustu. “Mal dışarı gidecek. Kızın kocasının yanında işçiliğe düşeceğim” demiyordu.

Tam bu sırada oğlu Naci odaya deli deli girdi çocuk yanaklarıyla:

 Baba!

Nuh Ağa şefkatle baktı oğluna:

 Baba kurban?

 Dolu ceviz üttüm ha!

 Aferin benim oğluma…

Cebinden çıkardığı iri bir aşığı odanın ortasında atmağa başladı.

 Oğlum aşşık! Hı. Bu ne. O! At bir çuval cevize! Allaaah, arabım öyle bir gülüyor ki. Ben gidiyorum. Mahalle’yi kasıp kavuracağım!

Elinde aşığı, fırlayıp gitti.

Kadın da gülüyordu:

 -Deli oğlan, dedi.

 -Deli ki deli. Ben şimdi bunun yerinde olmalıyım ki…

Ana bir şeyler sezerek:

 -Ne yapardın? diye sordu.

 -Ne yapmazdım be, deli adam altındaki ayağını iştahlı iştahlı değiştirerek. On dört yaş. Aaah, ah!

Aklına gelip oturmuş fikirleri söyleyemiyordu.

Kadınsa bilip duruyordu. Gene de:

 Bu daha deli dolu. Eversen, avradı koyup cevizi oynamağa gider. Evermeseeen…

Lafının ardını getiremedi. Everseler de evermeselerde ceviz, çelik çomak oynayacak, mahalle kavgalarında yün sapanını kaptığı gibi mahallesinin arasına karışacaktı.

Nuh Ağa içini derin derin çektikten sonra :

-Halbuki, dedi, istese, ah bir istese halbuki…

-Ne olurdu?

-Zengin olurdu, zengin!

-Nasıl?

– Nasıl olacak, sarılırdı mallı mülklü bir kahpe dölüne, hem kendi, hem biz. Bu yaştan sonra el kapılarında işçilik yapa mı bilirim? Bir insan, evladı ne için ister? Kara gününde elinden tutsun diye?

Kadın iyiden iyiye anlamıştı kocasının maksadını. Üzerine bastı.

-Peki, uzağa ne gidiyorsun? Alsana oğluna kardeşinin Hayriye’sini!

Nuh Ağa karısına, gizlemeye çalıştığı bir sevinçle baktı:

Kadın esahtan mı söylüyordu, yoksa ağızını mı arıyordu? Ne de olsa el kızı. Essahtan taraftar olduğunu bilse külahlarını havaya atar, hemen şimdi kalkıp giderdi rahmetli ağasının dul avradının yanına. İsterdi yeğenini oğluna. İsterdi ya, acaba essah mıydı karısı?

-Olmaz, dedi.

-Nedir olmayan?

-Birbirlerinin dengi değiller!

-Aman sende, denk de neymiş?

Avrat essah gibiydi. “Ulan aferim avrat sana be! gibilerden iç geçirdi.

-Kız yirmi ikisini bitiriyor. Bizim hayta daha ondördünde. Çocuk daha. -Avrat kıymeti mi bilebilir?

-Bilip de…

-Oğlum onun yanında sabi!

-Daha iyi. Hem avratlık, hem de analık yapar.

Beş on sene sonra ya?

-Oğlan iyice gelişir. Kız kocar. Oğlan mala mülke konar da işleri eline alırsa, varsın beş onyıl sonra da oynaş tutsun kendine. Erkeğin elinin kınası. Ayıp mı? Daha senin altmışından sonra azan emmin. Benim dayım avradından on yaş küçük. Hadi hadi düşünme. Kızı isteyip duruyorlar. Vallaha anası verir de mal, mülk kanatlanıp kuş gibi uçar. Elimizi çabuk tutalım!

Öte yandan Hayriye, komşu kızlarıyla beş taş oynuyor, bir yandan da deli deli söyleniyordu.

-Anam beni turşu kuracak…

Etli, kocaman avuçlarıyla yerden toplayıp alıveriyordu beş olgun cevizi. Saçıyordu yere. Sonra cevizlerden birini alıp havaya atıyor. Ceviz havadan düşünceye kadar yerdeki cevizlerden sırayla, birini alıp, havadan düşen cevizi de yerden aldığıyla birlikte kapıyordu. Yerdeki dört cevizi bu suretle düşürülmeden teker teker alındıktan sonra, bu sefer ikişer ikişer yapıyordu aynı işi.

Kızlardan biri:

-O bu değil ya dedi, senin anan isteyenlere ne diye vermiyor sanki?

Hayriye kudretten sürmeli gözleriyle arkadaşlarına pırıl pırıl baktı. Bakışından sanki kara bir alev fışkırıyordu:

-Dedim ya, dedi. Turşu kuracak!

Bir başka kız:

-Beni isteyen olsa benim babam hemen verirdi!

Daha bir başka kız girdi söze:

-Hayriye mallı bacım. Mallı kızı kolay kolay vermezler!

Hayriye bayağı kızdı:

-Malı da batsın mülkü de. Yaşım yirmi ikiyi geçti. Verseler de evim, yerim belli olsa olmaz mı?

Kızlar başladılar matrağa:

-Kış geliyor hazır. Havalar kışlayıp da…

-Kar başlayınca lapa lapa…

-En çok da ayazlarda değil mi?

Hayriye anladığı halda anlamazdan geldi:

-Ne olur?

-Ne olacak? dedi bir sarışın. El oğluna sıkı sıkı sarılıp…

Kızların inceli kaim kahkahaları bomba gibi patladı. Sofada ipliğe ceviz dizmekte olan kız anaları huylu huylu söylendiler:

-Deert!

-Aşifteler…

Karış karış bir kocakarı kızların oda kapışma geldi:

-Ne kişneyi duruyorsun kız? Utanmıyor musunuz? Sokakta delannılar (Delikanlılar) ceviz oynatıp yatıyor. Kişnemenizi duyarlarsa.

Hayriye’nin kaim kaşları kara kara yıkıldı:

-Aman sen de Pamuk nene!

Pamuk nene Hayriye’ye kızmazdı oldu bitti. Kızmazdı çünkü kız mallı ben allıydı biiir; babası geçen yıl ölmüş kızını yetim bırakmıştı ikii üçüncüsü de kızm emmi oğlu Naci’ye verilmesini istiyordu üüç.

Gene de:

-Amanı zamanı yok namahreme sesinizi duyurmayın. Vallaha öte dünyada karışmam ha!

Kapıdan çekildi, ceviz dizmekte olan kız analarının yanma döndü içerden kızların kısık kıkırtıları geliyordu. Kadınlarsa hem ipliğe ceviz diziyor hem de zamanenin azdığı üzerine konuşuyorlardı.

Pamuk nene yanlarına gelince konuşmalarını kestiler .Pamuk Nene, az önce oturmakta olduğu mindere yeniden çöktü. Hayriye’nin anasına:

-Sen bu kızını ever gayri anam, dedi. Ever yoksa vallaha dizini döversin bir gün!

“Neden”, “Niçin”? diye sormadılar. Yirmi ikisini doldurmuş bir kızdı Hayriye.

Onun şimdi kimbilir kaçıncı çocuğunu emziriyor olması lazımdı. Halbuki bu kalın kollan, yüklü göğsü kalın kalın ayak bilekleriyle kar gibi, kendinden en az beş, on yaş küçüklerin arasında anaç anaç dolanıyordu.

-Bir kıza on beşini aşırtmamak!

Ah o babası, dedi. Nur içinde yatsın gene de amma, her isteyeni burunladı. Ona kurtlu dedi, buna çöplü. Allah mekanını cennet etsin ama, kızım da kızım diye tutturduydu. İşte Nene iyisini bilir. Kızım, Hayriye’m dedi mi ağzından beş, on Hayriye dökülmez miydi?

Pamuk Nene’nin gözleri dolmuştu gene:

-Aaaah ah, dedi rahmetli damadı için. Erkeğin tekesiydi. Koçuydu. Allah öyle damadı bütün kız analarına versin eli açık, gözü gönlü tok. Bir aldığından bir daha alır. Nedir avradım, kızım, ille de kızım akranının içinde mahçup olmasın, utanmasın, başkalarının öte berisinde gözü kalmasın…

-Doğru, dedi Hayriye’nin anası. İki elim yanıma gelecek, bir güne kalbimi kıracak bir tek acı söz söylemediydi. Şimdi bizim Hayriye el oğlunun elinde çok acı çekecek. Neden dersen, o bütün erkekleri babası gibi belliyor halbuki babası…

Kadınlardan biri:

-Kaynının oğlu Hayriye’nin akranı olmalıydı ki şimdi…

Dedi.

Hayriye’nin annesi içini çekti.

Pamuk Nene başını salladı;

-Akran da neymiş? Bana kalırsa bir iki demez yapar çatardım.

Sonra kızını işaret etti.

 Şunu görüyor musunuz şunu?

Hayriye’nin anası kızdı:

-Canım suçunu bana niye yüklüyorsun? Gelin, kızı alın mı demeliyim? Görülmüş şey mi? Yol yoluynan, orman baltaynan öyle değil mi amma?

-Doğru, dedi kadınlardan biri

Bir başkası pekiştirdi:

-Oğlan tarafı gelip istese de kızın anası olmaz dese haydi neyse.

-Değil mi amma? Geldiler, istediler de olmaz mı dedim?

Bir kaç gün sonra Nene, Nuh Ağa’lara gitti. Nuh Ağa’nın karısını da pek severdi hani konuşkan, lafı sözü dinlenir., ekmeği yenir aptestinde namazında bir ahret kardeşiydi.

Lâf lâfı, lâf tütün tabakasını açmıştı. Nuh Ağa’nın karısı da pek seviyordu bu kırış kırış ama canlı ihtiyarı, oğlan evermeleri kız gelin etmeleri hususunda çok çerbezeliydi. Leb demeden leblebiyi anlar, herkesin müşkülüne koşardı.

Kahveler içilmişti.

Nene:

-Naci nerde? diye sordu.

Nuh Ağa’nın karısının içi hop etti. Naci’yi boşuna sormazdı o. Herhalde dilinin altında bir şeyler olmalıydı.

-Nerde olur o? Varsa ceviz yoksa ceviz.

Nene bayağı kızdı:

-Canım ceviz oynamakla iş mi biter? Bir parça aklını başına alsın gayrı. Bak, onun emsalleri düğün demek adam sırasına giriyor!

Nuh Ağa’nın karısının aklı iyice yatmıştı. Nene’nin ne için geldiğine ama acaba hangi kızı ileri sürecektir. Hani kızının kızını Hayriye’yi dese, karının boynuna sarılır, kırış kırış falan demeden yanaklarını öperdi.

Dolaylı yoldan kadını eşelemek için:

 Nerdeee, bizde o talih nerde? dedi. Elin oğullarının başında devlet kuşu dolanır. Bizimkinde kuzgun kuzgun!

Nene kızdı:

-Hadi hadi, Ağzını hayra aç. Neden kuzgun dolansın? Elinizi çabuk tutmazsanız, başınızdaki devlet kuşu vallaha da uçar billaha da!

Nuh Ağa’nın karısı hayretle:

 Başımızdaki devlet kuşundan haberimiz yook!

-Deli

-Vallaha yok Nene. Söyle de öğrenelim!

Naci odaya ceviz şakırtıları içinde, deli deli giriverdi. Anasına gene yığınla ceviz üttüğünü söyliyecekti ki gözü Nene’ye ilişince kıpkırmızı kesilerek yanma gitti:

-Öpim Nene!

Kadının karış karış mavi damarları solucan gibi, fırlayarak elini aldı öptü, alnına koydu.

Nene:

-Çok yaşa, dedi. Deli oğlan, sokaklarda it kovalayıp duracağına, aklını başına al gayri.

“Ne var da?” demek istercesine baktı Nene’ye.

Nene gene hemen taşı gediğine koydu.

-Senin akranların yurt yuva sahibi oluyor!

Naci oldu bitti içerlerdi böyle laflara

-Eeeeh, dedi. Çıktı gitti odadan.

Ardından iki kadın bir zaman gülüştüler. Sonra gene “Devlet kuşu”na döndüler:

-Başınızın etrafında dolanan devlet kuşu’nu kışılamaym!

-İyi amma, hangi devlet kuşu?

-Zihnine şöyle bir vurursan anlarsın

-Anlamıyorum. Açık söyle!

Açıklayıverdi. Açıklayıvermesiyle de Nuh’un karısı sevinçten nerdeyse göklere uçacaktı. Öyle olduğu halde kendini tuttu.

-İyi amma dedi, Naci’den en az sekiz, dokuz yaş büyük nene!

Nene kızmış göründü:

-Ne olurmuş büyükse?

-Naci’nin daha ağzı süt kokuyor. Bu deli dolu, avrat kıymetini ne bilsin? Hem canım anası verir mi bakalım?

-İstedin mi? dedi Nene

-İstemedim

 İşte!

-Vallaha bizce hiç fena olmaz amma, anasından çekindim. Babasına açtım oğlanın, kızdı bana. Zengin kız dedi, mallı menallı. Senin parmak kadar oğluna niye versinler? Emmisi değilmisin dedim, zorladım, kızdı gittiydi. Ondan sonra da… Demek ben şimdi gidip kızı anasından…

-İste! diye emretti Nene.

Usulen istendi, düşünelim karşılığı alındı. Sonra da Hayriye’nin anası, kaynıyla görüşmek teklifinde bulundu. Meşveret kuruldu indirildi kaldırıldı. Hayriye’yle Naci’den habersiz. En sonunda da söz kesildi.

Nişan yüzükleri takıldığı gün yaşlı kızla gencecik oğlanı kızın süslü odasına soktular. Emmi kız, emmi oğluydu, birbirlerini tanıyorlardı ya olsun, bu sefer başka türlü tanıyacaklardı.

Beyaz örtülü sedir üzerine yanyana oturdu kızla oğlan.

Kız alıcı gözüyle bakınca emmisinin oğluna kanı kaynadı. Yaşça epey küçüktü ya sırası değildi şimdi. Geceleri karmakarışık düşler görüyor, kanter içinde uyanıyor, yüreği uzun uzun çarpıyordu. Hamtraş da olsa erkekti. Bir kaç yıl sonra sakalı bıyığı çıkar, erkek sırasına girerdi. Girerdi ama, ne diye önüne bakıp yatıyordu? Niye nişanlısının yüzüne bakmıyor hiç olmazsa elini tutmuyordu? Kızlar neler de neler anlatmışlardı halbuki. Nişanlıydı bu, yarı demek karıkocalık. Kızlara kalırsa nişanlılık daha tatlıydı. Nişanlılık ne kadar uzarsa o kadar iyiydi. Evlenince insan çoluğa çocuğa karışıyor iş güç başından aşıyordu. Halbuki nişanlılık günleri?

Bir ara baktı ki; Naci cebinden birkaç ceviz çıkarıyor. Şaştı Hayriye. Sakın ceviz mi oynıyacaktı?

-Al bu cevizleri. Bakalım kim kimi ütecek!

Tepesinden kaynar sular dökülen kız lahavle, çekerek cevizleri aldı. Oğlan bir iştahlanmış bir iştahlanmıştı ki, başladılar karşılıklı aşık atmağa, cevizine. Bir o ütüyordu, bir o.

Kızlarsa dışardan odadan çıkmalarını bekliyorlardı.

Oğlan kızdan üttüğü kendi cevizleriyle memnun ordan sevinçle uzaklaştı. Kızlar, sedire ilişmiş melil mahzun oturmakta olan arkadaşlarının yanına girdiler:

-Ne oldu kız?

-Hayriye ne oldu anam?

-Niye carsın sıkkın?

Sonunda isteksizlikle:

 Daha ne olsun? dedi. Odama ceviz oynamaya gelmiş oğlan!

Kızlar bakıştılar. Bir başkası:

Hayriye gene mahzunlukla:

Elimi bile tutmadı, dedi.

Ama Hayriye gene de nişanlısına abayı yakmıştı. Gece düşünde, gündüz hayalinde. Arada bir geliyor, sonra gönülsüz gönülsüz çekip gidiyordu.

Nene

-Daha toy, diyordu. Yarın öyle bir erkek olur ki, bunaltır seni!

Derken davullar, seferberlik. Asker bayrağı da burca dikilince, Hayriye’nin ayakları suya değdi. Seferberlik, Sultan Hamit askerliği bu . Gitti mi giderdi. Küçücüktü daha. Hayriye doymamıştı ki! Asker etmiş götürüyorlardı Naci’sini.

Yıllardan sonra İstanbul askerliğinden terhisle dönen Naci, nişanlısını unutmuş, yanında ince bacaklı bir İstanbul kızıyla dönmüştü. Yadırgı yadırgı bakmaktan, gizliden gizliye ağlamaktan başkası gelmedi elinden. Olmuyor, eş eşini bulmuyordu. Naci koca yiğit olmuştu amma, neydi o İstanbullu kızın nerdeyse kırılacak ayak inciği?

Hayriye ile Naci’nin bu macerası yıllar yılı, dilden dile söylendi. Bir gün de bir saz şairi bu macerayı diline dolayıverdi:

Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Sözleri

Ceviz oynamaya geldim odana

Nişanlın da bu mu derler adama

Dayanamam senin kara sevdana

 **************

Aman aman olmuyor

Eş eşini bulmuyor

Kara yağız genç oğlan

Niye gönlün olmuyor

 **************

Asker bayrağını burca diktiler

Küçücük yarimi asker ettiler

Ben doymadan o yari de alıp gittiler

Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Notaları

Ceviz Oynamağa Gelmiş Odama (Ceviz Oynamağa Geldim Odana) Türküsünün Notaları




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir