Ana Sayfa / Biyografiler / Halid Ziya Uşaklıgil Kimdir Eserleri Edebi Kişiliği
Şairlerin Hayatı

Halid Ziya Uşaklıgil Kimdir Eserleri Edebi Kişiliği


Halid Ziya Uşaklıgil Kimdir

Halid Ziya Uşaklıgil Eserleri

Halid Ziya Uşaklıgil Edebi Kişiliği

Servet-i Fünûn edebî mektebinin hikaye ve roman türlerinde eser veren en önemli temsilcisinin Halid Ziya olduğu bilinen bir gerçektir. İstanbul’da Reji İdare-i Umumiyesi Muhaberat-ı Türkiye başkâtibi olarak çalışmaya başlayan yazar, 1893 ekiminde aynı kurumda Muhaberat-ı Türkiye ve Tercüme Kalemi müdürlüğüne yükseltilir. Abdülhak Şinasi Hisar, onun bu yıllardaki yaşantısını şöyle anlatmaktadır:

“Halid Ziya, Rejide Tahrirat ve Tercüme kalemi başkatibi ve sonra da müdürü sıfatıyla, senelerce aynı yeknesak hayatı yaşamış: O her sabah, alt kattaki küçük odasına gelir; her öğle Galata’daki bir lokantadan getirttiği iki kap yemeği yer; her akşam idareden çıkınca ilbaharda Taksim ve yazın da Tepebaşı bahçesine gider, biraz çalgı dinler ve gelen ahbaplarıyla görüşürmüş. ” 

Sanaçı 1909 nisanına kadar on altı yılı aşkın bir süre Reji’de çalışıp, maaş ve rütbe bakımından sürekli terfi eder böylece maddi açıdan oldukça iyi imkanlara kavuşur. Halid Ziya Ahmet İhsan’ın isteği ile Servet-i Fünun’da yazmaya başlar. Daha sonra İsmail Hakkı’nın çıkardığı Mektep, Ahmet Cevdet’in İkdam ve Mihran Efendi’nin Sabah gazetelerinde yazıları yayımlanır.

Halid Ziya, 1901 yılında Kırık Hayat romanını Servet-i Fünûn’da tefrika ederken tefrikanın sansürün müdahalesine uğraması üzerine artık yazmamaya karar verir. Hatıralarında bu kararı nasıl verdiğini ayrıntılı olarak yazmıştır: “Ben bu sıralarda son büyük hikayemi tefrika ediyordum: Kırık Hayatlar… Esasen yazı yazarken kendi kendimi pek sıkı bir mürakabe altında tuttuğumdan tedkike memur olanlara çok az iş bırakmış oluyordum, onun içindir ki yazılarımdan kırmızı kalemin darbesine uğrayan satırlar nadirdi; fakat bu sırada gördüm ki kendi tarafımdan sarf olunan bütün gayretlere, dikkatlere rağmen hikayemin en beklenmeyecek, en umulmayacak yerlerinde kırmızı kalem delice cevelânlar yapmakta, yalnız kelimelere satırlara değil, uzun fıkralara kadar, şurasını burasını delip geçerek onu kalbura çevirmektedir. Çıkan şeylerin yerini açık bırakmak yasak olduğundan bu kalburun deliklerini doldurmak vazifesini okuyanların icad fikrine terk etmek de mümkün değildi, müsveddeyi geri alıp tekrar yazmakla da külfete mukabil emniyet muhakkak olmadığından-çünkü yeniden yazılanın da aynı akibete uğraması pek melhuzdu- bu çareye de müracaat bir faide vermeycekdi. O halde? (…) Evet neden uğraşmalıydı.? (…) Bu sorgunun fütur içinde verilecek cevabını tahmin etmek zor değildir. Kalemimi kırgınlığımın olanca şiddetiyle kırmızı kalemle çizilmiş olan bir fıkranın ortasına sapladım, kalem o fıkrayı altında kağıtları da delerek tahtaya geçip orada birkaç saniye sanki can acısıyla, sızlayarak titredi. ‘Kırık Hayatlar’orada böyle belinden saplanarak, yaralayan bir hançerle vurulup kaldı, ta uzun senelerden sonra tekrar canlanıp dirilinceye kadar…

O günden sonra o kırılmış kalemin edebiyatla bir münasebeti kalmadı; senelerce ta meşrutiyetin ilanı senesine kadar, galiba altı sene, ne basılmak için ne saklanmak için edebiyatta taalluku olabilecek tek bir satır yazmadım. ”

Halit Ziya, 1901-1908 yılları arasında sadece Solgun Demet adlı hikâye kitabını yayımlamıştır. Servet-i Fünûn gazetesinin 1901 yılında kapatılmasının ardından o da suskunluğunu koruyanlar arasında bulunur. Tıpkı Tevfik Fikret’in Aşiyan’a çekilmesi gibi o da ailesi ile birlikte 1905 yılında Yeşilköy’de yaptırdıkları yeni evlerine taşınır. Burada II. Meşrutiyet’in ilanına kadar vaktini başta Tevfik Fikret, Hüseyin Cahit, Mehmet Rauf olmak üzere dostları ile toplanıp sohbet ederek ve felsefi eserler okuyarak geçirir.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir