Ana Sayfa / Türküler / İlbeylioğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

İlbeylioğlu Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları


İlbeylioğlu  Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

İlbeylioğlu  Türküsünün Hikayesi

Bumuç’ta İlbeylioğlu namında bir hanedan türedi. Bunun, yanında iki yüz babayiğit atlısı vardı. Atlıları da, kendi ile iner kendi ile binerdi. Bir de, bu İlbeylioğlu’nun Ali Kadı adında emmisi oğlu vardı. Bu adam, İlbeylioğlu’nun kahvecisi idi. Bu kahveci, günün birinde İlbeylioğlu beyinden bir gün için izin aldı. Ali Kadı, o gün gitti on gün gelmedi. Buna canı sıkılan İlbeylioğlu’nun artık sabrı kalmadı… Çadırda otururken Deli Süleyman adındaki adamına dedi;

Ulan Deli Süleyman, git Ali Kadıoğlu’na benden bir selâm et, de ki: Eğer benim tab’am ise dönüp gelsin, vazifesi başında ne lâzım ise onu yapsın. Eğer değil ise, beylik yapmak istiyorsa ona da bir diyeceğim yoktur, lâkin, iki koç kafası bir kazanda kaynamaz.

Deli Süleyman başüstüne deyip oradan kalktı atma binip doğruca geldi. Ali Kadıoğlu’na bu sözleri yetiştirdi. Bu sözleri alan Kadıoğlu da bindi atma dörtnala sürüp geldi îlbeylioğlu’nun yanına… Baktı ki İlbeylioğlu küskün durmuş hiç ses etmiyor, hem de yüzüne de bakmıyor… Ali Kadıoğlu bu hale karşı:

Ey… Emmimoğlu dedi, sen eğer İlbeylioğlu isen ben de, Ali Kadıoğlu’yum… Şimdiden sonra sana Allahaısmarladık… Ali Kadıoğlu, İlbeyli’nin yanından çıkıp hemen atma bindi dolu dizgin üzengiledi…. Doğruca Pazarcık yazısına geldi indi. Orada, öyle bir konak yaptırdı ki, bu konağı tarif etmeye dil ister. Bu iş bittikten sonra Gündeşli nin kızını da aldı kırk gün kırk gece düğün edip kendine âyâl etti.

Böylece: Beri yanda İlbeylioğlu, o bir yanda, Gündeşli kızım alan Ali Kadıoğlu kendi keyiflerinde yaşıyorlardı. Günün birinde, Maraş Paşası’ndan haberi alan Tatar, yola çıkıp İlbeylioğlu’na ve Ali Kadıoğlu’na vardı. Paşa, saldığı haberde diyordu ki her kim yanıma daha evvel varırsa Boy Beyliği’ni o adama vereceğim demişti. Bu haberi alan Ali Kadıoğlu hiç solutmadan bir at aldı, iki de kuş alıp koluna, yoluna çıktı. Paşa bunu görünce anladı ki en sadık adam budur…. Hemen meclisini kurdu, orada karar verip Ali Kadıoğlu’na Boy Beyliğini verdi. İlbeylioğlu da, aradan birkaç gün geçtikten sonra kendi atları arasından Alabacak ismindeki gayet güzel ve cins bir atı seçerek, koluna o da iki kuş alıp kırk atlı silahşor ile yola düzüldü. Yolda Pazarcık yazısından geçerlerken bir de gördüler ki koca bir konak hem de öyle bir konak ki, daha eşi yok. İlbeylioğlu adamlarına dedi:  Siz burada biraz eğlenin de ben, şu konağa varıp kimin olduğunu öğreneyim; Konağın kapısına gelen İlbeylioğlu, orada duran adamlara sordu; öğrendi ki burası Ali Kadıoğlu’nundur. Orada duran adamlarla birlikte konağın kapısına geldiler. Gündeşli kızı, bursları görünce o da kapıya geldi. İlbeylioğlu:

Senin adın nedir?

Bana Muzu demişler.

Tann misafiri kabul eder misin?

Hay hay buyumn, sefa geldiniz.

Muzu, emir verdi atlan çektiler tavlaya, adamları aldılar içeriye, yemekler yendi, kahveler içildi, artık yatma zamanı geldi. Bütün adamlara yataklar serildi, herkes yattı. Muzu Hanım da İlbeylioğlu’na hizmet etti ayrıca bir oda verdi. O gece yattılar sabah oldu kalktılar. İlbeylioğlu uyandı baktı ki Muzu hanım hâlâ başucunda elpençe divan durmuş bekliyor. îlbeylioğlu’nun kalktığını gören Muzu, hemen oradan emir verdi… Yemekler hazırlandı, herkes yemeğini yedi kahvesini içtikten sonra bunlar tekrar yola koyuldular. O gün, İlbeylioğlu kırk atlısı ile akşama doğru Maraş Paşası’nın yanma vardılar. İlbeylioğlu birde ne görsün?.. Ali Kadıoğlu kürke belenmiş, mecliste Paşa ile yan yana oturur. Paşa, İlbeylioğlu’nu görünce buyur etti. Onu da yanma oturttu. O gün, hoş beş edip yemekler yendi, kahveler içildi akşam oldu yattılar, sabah oldu kalktılar. Paşa emir verdi, meydan kurulsun, atlar hazırlansın meydanda koşu yapılsın. Her şey hazırlandı haberler verildi halk meydana doldu. Paşa evvelâ, Kadıoğlu’nun atı ile yanşa girdi. Ali Kadıoğlu’nun atı bir hamlede geçti. Paşa:

Geliniz şimdi de kuşları bir sınayalım.

Deyince, adamlar kuşları getirdiler. İlbeylioğlu kuşları da aldı bir hay… demesiyle saldı. Bunlar bir gürleme ile havalanıp gözden kayboldular. Biraz aradan geçmiş idi ki karşıdan, bir kara bulut geliyor… Paşa dikkat edip gördü ki, bulutun arasında iki kuş bulutu kudurtup duruyor. Biraz sonra, bulut geldi Paşa’nın biraz ilerisindeki kayanın dibine yağmur gibi döküldü. Bu hale şaşan Paşa ve adamları hemen koşup keklikleri toplamaya başladılar. Bu yanşmalar, sona erdiği için herkes dağıldı. Paşa ve misafirleri de Maraş’a gelip saraya girdiler. Paşa tekrar divanını kurup herkes de yerini aldı. Paşa:

At dersen, İlbeylioğlu’nun atı; kuş dersen, İlbeylioğlu’nun kuşu. Fakat, ağzımdan söz çıktığı için Boy Beyliğini Ali Kadıoğlu’na verdim.

Deyince, İlbeylioğlu’nun kaşları yıkıldı, boynu büküldü. Ali Kadıoğlu:

Paşam, bu İlbeylioğlu dediğin adam güzel saz çalar, iyi de söyler.

Paşa bu haberi alınca:

Demek ki öyle hal… Haydi İlbeylioğlu biraz söyle de dinleyelim….

İlbeylioğlu, Paşa’nm bu sözüne hiçbir cevap vermeden aldı sazı ele bakalım

oradaki cemaate karşı ne dedi:

Aldı İlbeylioğlu:

Muzu’yu da dersen yerinde nazlı

Eller bilezikli kollan bazlı

Bir meral bakışlı ak ceren gözlü

Sallaniyi selvi söğüt dal gibi

Bu beyitleri Ali Kadıoğlu duyunca eyvah… dedi. Dimek bunlar, benim avradın yanma vardılar. llbeylioğlu da onunla yattı ki böyle söyler… Bu işe çok canı sıkılan Ali Kadıoğlu, başını öne eğip ve elindeki çöp parçası ile yeri eşelemeye başladı. İlbeylioglu aldı bir daha:

Muzu’nun menendi burada yoktur

Allahın kelimı dilinde çoktur

Altunda hile var Muzu’da yoktur

Haddeden çekilmiş sırma tel gibi

 **************

Muzu’yu da dersen iyidir zatı

İyilikten yanı diyemem kötü

Dişleri inci hem ağzı’da kutu

Ağızının içinde dili bal gibi

Diyip kesti.

Biraz daha mecliste hoş beş ettikten sonra Ilbeylioğlu, Paşa’dan izin isteyip kalktı. Allahaısmarladık deyip kırk atlı bindiler, yolda gelirken tekrar Pazarcık düzüne indiler, yolda İlbeylioğlu:

Ulan Deli Süleyman, haydi inin bakalım.

Baş üstüne begim.

Kırk atlı orada indiler, çaktılar atlarının payvantlannı, düşmanlarını gözlemeye koyuldular. Aradan iki gün geçti. Bir de baktılar ki karşıdan kırk atlı ile Ali Kadıoğlu önde yazıya doğru gelirler. Ilbeylioğlu, biraz daha bekledi tam biraz daha yaklaştıkları zaman gördü ki Ali Kadıoğlu nişanları göğüsüne dikmiş, giymiş Boy Beyliği kürkünü sırtına, en önde gelir. Ilbeylioğlu, döndü adamına:

Ulan Süleyman dedi, çek atımın kolanını.

Hazır begim….

Getir şu kılıncımı…

Buyur begim.’..

Ilbeylioğlu kılıcını kuşandı beline, bindi atının üstüne Deli Süleyman orada:

Begim biz de binelim mi?

Hayır siz burada beni temaşa eyleyin hele…

Kılıcını eninin üstüne koyan İlbeylioğlu, Ali Kadıoğlu’nun yanına geldi:

Ey…. Ali Kadıoğlu, beni Paşa’nın yanında küçük düşürdün. Şerefimle oynadın. Şimdi şunu sana derim ki, emmimoğlu gelip de beni kahpelikle vurdu demeyesin… haydi vaktine hazır ol…

Bu sözleri dedikten sonra İlbeylioğlu atını dizginledi. Kılıcını kabzaladı… Orada birbirine öyle hamleler yaptılar ki Ali Kadıoğlu ile birlikte bunlardan yirmi tanesini, İlbeylioğlu atlarından aşağa indirdi ve yere düşürdü. Ötekiler de, canlarını kurtarıp her biri bir yana kaçtılar. Döndü yerine Ilbeylioğlu:

Haydi ulan Deli Süleyman, şunların bütün esvaplarım soyun, esvaplarına ot dolduran… sarın atlarının sırtına, kellelerini de kesip atlarının terkilerine bağlayın…

Deli Süleyman, bu emri alır almaz hemen, adamları tuttular kellelerini kestiler, esvaplarına ot doldurdular, atlarının sırtına bağladılar, kellelerini de terkilerine bağladılar. Bu işler tamam olduktan sonra:

Hepsi tamam begim.

Bunları çekin şimdi Maraş Paşası’nın huzuruna.

Deli Süleyman, düştü bu ölü kervanının önüne, doğruca Maraş Paşası’nın yolunu tuttular. Bir zaman sonra Paşa’nın sarayına varmışlardı… Paşa baktı ki, yirmi atlı geliyor amma bunların kelleleri yok, kendi kendine içine bir korku geliverdi, dedi: Amanın adam kasabının kervanı gelir… Kervan tam Paşa’nın sarayı avlusuna girmiştir ki Paşa indi avluya:

Ulan Deli Süleyman bu ne ki? Hem sen ne cesaretle bunları huzuruma getirirsin?

Paşam vallahi, ben emir kuluyum. Hem de, Ilbeylioğlu’nun Benli Ayşe ismindeki bacısını alacağım. O, bana, bu işi yapmama karşılık söz verdi. Allah’ın emri ile bana vereceği için ben de bu işi üzerime aldım, huzurunuza geldim…

Paşa bu halden korktu hem de, ne edeceğini şaşırdı Deli Süleyman’a:

-Oğlum, dimek sen evleneceksin?

-Evet Paşam kararım budur.

Paşa orada emir verdi: Maraş’ın en büyük mağazasında ne kadar karaltı varsa alın getirin. Paşa’nın adamları hemen koşup getirdiler. Bunların hepsini Deli Süleyman’a teslim ettiler. Süleyman bu eşyaları, atlarının terkisine bağlıyarak oradan ters yüzüne Ilbeylioğlu’nun yanma geldi. İlbeylioğlu, Deli Süleyman’ı böyle görünce:

Ulan Süleyman ne işledin böyle? Bunlar nedir?….

Vallah Begim, bir şey işlemedim. İlle ki, bana sen ne cesaretle buraya geldin dedi ise: Ben de, beyimin Benli Ayşe adında bir bacısı var, Allahın emri ile onu, bana verecek âyâlim olacak da, bu işi onun için yaptım. O da bana, dimek oğlum evleneceksin… Ben de he… deyince bu gördüğün karaltıyı işte o verdi.

Dök onları şu meydana…

Peki begim.

Paşa’dan aldığı bütün mallan orada meydana döktü. İlbeylioğlu bunlara bir ateş verip hepsini orada yaktı. Herkes bu hale şaşmıştı ki İlbeylioğlu döndü:

Ulan Deli Süleyman, benim mağazamda sanki yok mu, bunları ondan alıp buraya kadar getirin.

Vallah begim bir iştir oldu, sen kusura bakma.

İlbeylioğlu, emir verdi bunların hepsi orada atlarına binip yola koyuldular. İki gün sonra gelip, Mumbuç yazısına kondular. (Bunlar burada kalsın biz haberi Paşadan alalım.)

Paşa, bu hali görünce işin daha büyüyeceğini düşündü, korktu. Hemen

İstanbul’da Padişah’a haberi saldı dedi ki:

Mumbuç yazısında, İlbeylioğlu namında bir adam türedi. Bu adam, sağ olan canlı adamlardan hiç hoşlanmıyor.

Paşa, İlbeylioğlu’nu Padişah’a böylece kötüledi. Bu haber gitmede olsun biz haberi yine İlbeylioğlu’ndan verelim:

İlbeylioğlu, yedi senedir Gündeşlioğlu’nun kızı ile nişanlı idiler.. Bu işleri yapıp Mumbuç yazısına gelince, nişanlısı Gündeşli kızma davul çalmaya başladı. Gün tamam olup düğün kuruldu. Koçyiğitler, meydanı aldı. Yer götürmez şenlikler yapılıp yenen içilen, hayır ve hasenat hesapsız devam ederken bu sırada, İstanbul’daki devletten iki adet kapıcı başı geldi. Baktılar ki, toy düğün bayramı davullar çalınır gördüler. Bu adamın, gidişi hiç kimsede olmadığını görüp şaşırdılar. Düşündüler ki, şimdi devletten gelen bu fermanı verseler, düğün basılı kalacak, hem de bu şenlik yaslanacak. Devletin bu haberini, düğün bitinceye kadar vermediler. Onlar da, sona kadar yiyip içtiler şenliklere katıldılar. Günler bölece şenlikle geçip gerdek gecesi gelip çattı. O gecede artık son bir coştular. Nihayet, ilbeylioğlu gerdeğe girdi. Sabah oldu, bu fermanı İlbeylioğlu’na verdiler. Fermanı alan ilbeylioğlu, yedi kere öpüp başına koyduktan sonra, kapıcı başlarına:

Devletten gelen bu fermanın, başım üstünde yeri vardır.

Bu haber, Gündeşlioğlu’nun kızma tezce vardı. Dediler ki:

Aha, erin, Padişah’tan gelen ferman üzerine gidiyor.

ilbeylioğlu, kapıcı başılarına, buyurun gidelim deyip orada kendi adamlarından yedi koçyiğidi seçip yanına aldı. Bunlar da atlarına binip oradan yola çıktılar. Elinin kınasıyle, gözünün sürmesiyle daha murat alıp murat vermeden erine hasret kalan Gündeşlioğlu kızı da bunların yollarına çıktı. İlbeylioğlu, tam yoldan geçerken, Gündeşli kızı:

Hey… İlbeylioğlu, zalim dedi, iki günlük gelin iken beni nasıl koyup da gidersin.

Deyince, İlbeylioğlu atının başını çekti. Kapıcı başılarına:

Siz yolunuza gidin. Ben size ulaşırım.

Onlar yola gittiler, İlbeylioğlu orada kalıp Gündeşli kızına karşı sazı ele aldı bakalım ne dedi:

Aldı sazı İlbeylioğlu:

Bu sözleri söyleyen İlbeylioğlu, coşup düşündü ki orada, kapıcıbaşlannı terk edip geriye dönsün. Bu sefer, kapıcıbaşlanna karşı tekrar aldı.

 

Öterse de bezgün öter bağlama

Ataş olup dertli sinem dağlama

Getti yoldaşlarım beni eğleme

Emir Haktan ayrı düştü yolumuz

Şimden sonra kürtçe söylenir dilimiz

Evenler de deligönlüm evenler

Şol kara çadırda türkü dövenler

Uç beşi meydanda benim diyenler

Göremeyi gözü kanlı delimiz

Deyüp kesti.

 

Gündeşli kızı bu sözlere dayanamayıp kendini atın boynuna doğru attı, ellerini de kitledi. İlbeylioğlu bırak dedi ise de o, bırakmadı. Baktı ki olmayacak, atı bir dizginledi ise de Gündeşli kızını bir yana savurup attı. İlbeylioğlu, sürüp atı kapıcıbaşlarına yetişti. İki saat yol aldıktan sonra, Sultan Habeş yaylasına vardılar. Bu yayla, İlbeylioğlu’nun yaylası idi. Buraları gören İlbeylioğlu’nun içine bir ateştir düşüp orada aldı sazı ele:

 

Aldı İlbeylioğlu:

Yağmur yağar ışılaşır saylağı

Yurtta kalmış bozdevenin daylağı

Büyük kızlar ergenlerin yaylağı

Ben gidiyom Sultan Habeş kal ayrı.

 

Hay oldu da deli gönlüm hay olur

Soğuk suyun içen hasta sağ olur

Kötü kürtler sana gelir bey olur

Ben gidiyom Sultan Habeş kal ayrı

deyüp kesti.

 

Burdan da yola koyuldular. Deli gelen tez, vaktinden gelen geç. Günün birinde bunlar, İstanbul’a girdiler. Kapıcıbaşıları devlete haber verdi ki îlbeylioğlu geldi. Hemen ferman çıktı, bunları Padişah görmeden yedisini birden zindana attılar. Padişahı, inandırdılar ki bunların, suçları yoktur. Kapıcıbaşları çok para yedirip bunların başlarını cellât elinden aldılar. Beş sene zindanda kaldılar. Kapıcıbaşları bunlara çok yardım ettiler. İlbeylioğlu’nun da neyi var, neyi yok hepsini sattılar. Günün birinde ne kapıcıbaşlarında, nede îlbeylioğlu’nda para, pul kalmadı. Zindanda, yemeleri, içmeleri iyi idi ama, bu yoksulluk işlerini bozdu. Aç kalmaya başladılar. Bir kuşluk vakti ilbeylioğlu’nun ve adamlarının karınlan çok acıkmıştı. O sırada, kapıcıbaşı geldi. Bunların hallerini sorunca, îlbeylioğlu:

Vallah, kamımız çok acıktı.

Vallah İlbeylioğlu, bizim de bu sizin halınıza vere, vere bir manğırımız bile kalmadı. Biz de düşünürüz ki ne idelim?

Silâhlarımız, atlarımız duruyor mu?

Evet, hepsi duruyorlar.

Onları da satınız.

İllbeyli’den bu sözü alan kapıcıbaşları, hemen bunları götürüp sattılar. Yedi sene de bu paraları tükettiler. Bir gün, yine aç kalıp bu hale canı

sıkılan İlbeylioğlu düşünürdü. Bu hali gören Deli Süleyman, beyine karşı aldı sazı ele:

Aldı Deli Süleyman:

 

Bey Oğlu okunu havaya atar

Ah çekme hey begim her işler biter

Yiğidin sağlığı sermaye yeter

Aşiret gayretin gütmez mi sandın

 

Bu günler de böyle geçip aradan bir zaman geçti. Bir gün Padişah emir etti, koşu hazır edilsin zindanları gezeceğim. Hemen hazırlık görüldü, koşuya binen Padişah, zindanları gezmeye başladı. Gezerken bunların da zindanına gelince koşudan indi. Padişah’ı gören Deli Süleyman sazı ele aldı, bakalım Padişah’a ne dedi:

Aldı Deli Süleyman:

 

Süleyman der ki aktan karadan

Bey Oğlu muradın versin yaradan

Acap kurtulur mu beyim çileden

Aşiret yüz yüze bakmaz mı sandın

Deyüp kesti.

 

Padişah, bu sözleri oradan geçerken duymuştu. Tekrar koşuya bindi sarayına geldi. Emretti, kapıcıbaşları huzura geldiler, yedi kere yeri öptüler. Padişah:

Ey kapıcıbaşları, o neydi ki ben, zindanlann önünden geçerken bir ses duydum? Acımızdan akılcığımız bayıldı, diye?.. Benim ekmeğim yok mu ki, param yok mu ki? Bu ne iştir, hem bunlar kimlerdir?

Ey ulu Padişah’ım, o adam İlbeylioğlu’dur. Çok iyi bir adamdır. Onun için söylenen kötü sözlerin hepsi yalandır. Sen bize emir ettin biz de, gittik onu alıp getirdik. Hem de, düğünü yapılırken, davulları çalınırken daha gerdeğe girdiğinin ertesi günü, onu alıp getirdik. İşte, fermanın Padişah’ım.

Çağırın şunları hele bir göreyim.

Baş üstüne Padişah’ım.

Deyip, kapıcıbaşları oradan doğruca zindana koştular. İlbeyli beyi ile arkadaşlarını oradan çıkartıp Padişah’ın huzuruna getirdiler. Padişah bunlara baktı, hepsi bir babayiğit, koç arslan adamlardır. Bunlara sordu:

Siz kaç senedir zindanda yatarsınız?

On yedi senedir yatarız.

On yedi senedir bunları ne ile beslediniz?

Kapıcıbaşları cevap verdiler:

Vallah Padişah’ım, biz bu adamın eyiliği için cellât etmesinler diye, on yedi senedir nemiz varsa hep satıp savdık bunlara yedirip besledik, kimselere haber vermeden bugüne kadar yaşadılar. Şimdi hiçbir şeyimiz kalmadı. Bu yedi damın, saye-i şahanede ömürlerini bu günedek getirdik. Artık, bu işe takatimiz kalmadı. Mesel budur ulu Padişah’ım.

Çağırın bana haznedarbaşıyı.

Baş üstüne Padişah’ım.

Koşup hazinedarbaşıya haber edip doğruca huzura çıkardılar. Padişah:

Ey hazinedarbaşı, benim kapıcıbaşlarına hemen üçer yüz bin lira ver.

Padişah orada. İlbeylioğluna döndü:

Sizin de noksanlarınız ne ise hazinedarbaşıya söyleyin o size verecek. Hele biraz durun bakayım.

İlbeylioğlu orada bekledi. Padişah, koca bir ferman yazdı, hattını çekip tuğrasını bastı. Ilbeylioğlu’na uzattı.

Al bunu, bundan sonra aldığın aldık, vurduğun vurduk, gayrı zindana dönmeyesiniz, haydi yolunuz açık olsun yiğitler.

İlbeylioğlu hemen, koşup Padişah’ın evvelâ elini öptü sonra eteğini öpüp:

Allahaısmarladık şevketlim, bu kulun her zaman sana sadık olarak yurdunda hizmetine varacaktır.

İlbeylioğlu oradan yedi arkadaşı ile çıktı. Doğruca pazara gelip tedarikin gördüler. Akşamın geç vakti kapıcıbaşlan ile vedalaşıp yurtlarının yoluna koyuldular. Dilden gelen tez, vakitten gelen dar, bunlar günün birinde seher vakti Adana’ya vardılar. Oradan han harabelerine gelip dayandılar. Yoldan geçerlerken, karının biri oturmuş çıkınk eğiriyor, oynaşı da karşısına oturmuş kan, ne zaman çıkırık eğirmeye başlarsa ötekide koluna bir çimcik basıyor. O zaman da çıkırık kesiliyor. İlbeylioğlu bunu çok merak etti. Atını sürdü:

Ulan Deli Süleyman siz burada durup bekleyin hele. Ben şu karının yanma gideyim, bunda iş var.

İlbeylioğlu sürdü atı, geldi karnım yanma. Baktı, yamacında bir Çilfışlak oynaşı var.

Bu hali gören İlbeyli’nin canı sıkıldı. Elini kılıcının kabzasına koydu, bu hali gören Deli Süleyman hemen atını sürdü.

Begim hele sabır eyle, az sabırda çok keramet vardır.

İlbeylioğlu kılıcını bırakıp sazı ele aldı bakalım bunlara ne söyledi:

Aldı İlbeyli:

 

Han harabasında viran şehrinde

Gördüm bir çıkrıkta yaman ötüyor

Ben eski derdime yanup giderken

Bu zalim, derdime bir dert katıyor (katıyı)

 

Elleri peşker çekmişte oturur

Alemin aklına akıl yetirür

Ellerin katann eksik yetirür

Kendi kantanynan alup satıyor

 

 

Her seherde garbi yeli atıyor (esiyor)

Destur almış cümle kuşlar ötüyor

O eksik sügümünü de atmadan

San tazı tütün gibi tütüyor

Deyüp kesti.

İlbeylioğlu bu sözleri dedi daha fazla dayanamadı. Çekti kılıcını oradaki oynaşın kellesini gövdeden ayırdı. Döndü beriye.

Ulan Süleyman

Buyur begim.

Haydi sürün bakalım.

Hepsi birden yola koyuldular. Dağ, daş, dere, tepe geçüp günün birinde Ali Kadıoğlu’nun Pazarcık yazısındaki konağına geldiler. Oradan Muzu’yu alup tekrardan yola koyuldular. Günün birinde, gece Mumbuç’u bastılar. İlbeylioğlu hanesine geldi, kenar pencereden baktı gördü ki, ayali Gündeşli kızının yanında ergen bir adam oturmuş? Kendi kendine vay dimek oluyor ki Güdeşli kızının da oynaşı var. Bunu gören İlbeylioğlu bir ayağı ileride biri, geride olup elini kılıncının  kabzasına attı. Peygamber’e selevat deyüp tam indireceği bir sırada Deli Süleyman yetişti:

Sen ne yaparsın beyim dedi, az sabırda çok keramet var hele dur. Sabırlı kulu Allah sever. Belki de ola ki, bunun yanında bir gece yattın, ne bilürsün ki bu senin oğlun değildir? Hele bir sabah olsun da hayırlar doğsun. Etrafından sorup haberin alır o zaman kesilecek mi, vurulucak mı senin bileceğin bir iş, ne yaparsan yap.

İlbeylioğlu, o akşam haber vermeden ayrı bir yerde yattı, hayırlısı ile sabah oldu kalktılar. İlbeylioğlu’nun çok sevdiği bir Sefil Süleyman vardı, bu adam köyde kalmıştı. Hemen ona gidip sordu.

Oğlum Süleyman, ben gideli on yedi sene oldu. Bu abanda ne var, ne yok. Ekmeğim helâl etmem eğer doğruyu söylemezsen. Eğrilik var mı doğruyu söyle.

Begim, ben on yedi seneden beri nam nimetin yedim. Bu eksikte kıl kadar bir hata ve bir gadir görmedim. Eski minval üzere konukları konar, kalkar. Yerler, içerler bir değişiklik olmadı. Şerefini bu güne kadar korudu. İşte bu yiğit de senin öz evlâdındır.

Bu sözleri duyan İlbeylioğlu orada bir gürledi. Emrini verdi. Kurbanlar kesildi, meydanlar açıldı, tekrardan toy düğünler kuruldu. Yiğitler meydanları aldı. Deli Süleyman’a, bacısı Benli Ayşe’i verdi. Sefil Süleyman’a da Ali Kadıoğlu’nun eşi Muzu’yu verdi, orada kırk gün kırk gece düğün oldu. Böylece hepsi de muratlarına nail oldular.

İlbeylioğlu  Türküsünün Notaları 

İlbeylioğlu Türküsü Notaları 1

İlbeylioğlu Türküsü Notaları 2

İlbeylioğlu Türküsü Notaları 3

İlbeylioğlu Türküsü Notaları 4




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir