Ana Sayfa / Türküler / Karlı Dağlar Eteğinden Munzur Suyu Efsanesi Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Karlı Dağlar Eteğinden Munzur Suyu Efsanesi Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları


Karlı Dağlar Eteğinden Munzur Suyu Efsanesi Türküsünün Hikayesi Sözleri Notaları

Karlı Dağlar Eteğinden Munzur Suyu Efsanesi Türküsünün Hikayesi 

Kuş uçmaz değil, aksine en güzel kuşların şakıyarak uçtuğu, sevgi ve inanç yüklü kervanların geçtiği karların toprağı sevip hiç kalkmadığı “çıkam yaylasının yücesine” diyerek Çimen dağlarına, Kop ‘ara, Toros’lara el eylediği, sevgi yolladığı Munzur Dağlarından doğan Munzur suyudur öykümüzün kahramanı. Çatlak topraklara can veren, hızmalı kızların yüzünü yuyan, nazlı gelin gibi kıvrıla kıvrıla Munzur Vadisi’ni dolanan Munzur suyu.

Kendisinin bağrından doğup, Fırat’ın bağrında sonsuzluğa uzanan evrenin tadım berraklığında taşıyan Munzur. Albayrağıyla, leylim bakışlı sürmeli yaban keçisiyle üzgündür Munzur suyu?

“Çoban Munzur”un ateş yüreğinden doğup Keban’da ateş olan Munzur, çoban dostlarının yüzlerine yalap yalap vurmadığı için üzgün.Kimdir bu ateş bağırlı çoban? Bunu, Munzur kıyılarının vefalı köylülerinden öğrenelim.

Köyün eski adı Tazik, yeni adı Ziyaret. Munzur dağlarının doruğunda yel ile yel olup esen, karla çığ olup yuvarlanan ve dağların eteğinde ağası Seyit Han’a hizmet eden Çoban Munzur; Munzur’un ağası., onun yedireni içireni, can vereni, afattan koruyanıdır.

Günler, aylar, yıllar koyun ve kuzuyla içiçe geçip gider. Toplumu ayakta tutan, duru tutan karşılıklı sevgidir, uğruna can verene saygıdır, hizmettir.

Anlatılır ki; sevgiyi, ölümsüzlüğü ilk anlatanlar Arabistan’dadır; Seyit Han Ağa, bu ulularla bütünleşmek, güzel Muhammed’e yüz sürüp, Ali’den dağarcığına yeni sevgiler doldurmak üzere “Bağış Beldesine” davul, zuma ve kurbanlarla uğurlanır. Gidenin nereye, nasıl ve ne kadar zamanda ulaşacağı bilinmeyen günlerdir. Günler, umut günleridir. Ağanın eksik olduğu sofralarda yenilen lokmalar boğazlarda düğümlenir. İşte böyle bir günde, Çoban Munzur’un yüreği ayağa kalkar. Gayipten bir ses ona, Seyit Han’ın helva istediğini bildirir. Munzur feryatla koşar hanımına, “Ağam, ekmek-aş verenim, Hicaz ellerinden helva ister, tez kavur soğutmadan götüreyim” der. Hanım “zaar Munzur’un canı helva istedi; yoksa nerden bilir Hicaz ellerindeki Ağa’nın canının helva istediğini” diyerek gönlünü kırmamak için Munzur’a helva kavurup bir tas içinde verir.

Olay, günlük yaşayış içinde unutulur gider zaman kendi akışı içindedir. Seyit Han Ağa’nın Hicaz dönüşünü Tazyik köyü halkı duyar, coşkuyla karşılamaya çıkar. Çoban Munzur’un aralarında olmayışını kimse önemsemez. Çoban Munzur zaten işinde gücünde, eli konunun keçinin memesinde süt sağar, can sağar, yüreğiyle sevgi sağar..

Ancak halkın telaşını gören Munzur’da durumu öğrenmiştir. Durur mu? Sevdiği Ağa’sının dönüşünde ilk el öpenlerden birisi olmak için telaşla sağdığı süt kovaları elinde kalabalığın arkasından koşturur.

Halk bir sevgi selidir. Ağa’ya önce erişip el öpmek isteyenlere, Ağa, “Benim elimi değil, Munzur’un elini öpün. Zira, Hicaz’da canım helva istediğinde, Munzur sıcak helvayı yağı donmadan bana ulaştırdı. Yaradana ulaşan, yaradanın elçisi odur. Öpün mübarek ellerini” diye köy halkına seslenince, köylü hep birden dönüp aynı coşkuyla Çoban Munzur’a yönelir.

Ezilmişlik, hiç olmanın verdiği duygu içindeki Çoban Munzur, “Ne yaptım da bu halk üzerime yürür” diye halktan kaçmaya başlar. Elinde süt kovalan vardır. Çoban Munzur kaçar, halk ardına düşer. Bu kovalamaca sürdükçe, kovadaki sütler çevreye saçılır, kovalar boşalır. Çoban Munzur gele gele Munzur Dağı’na ulaşmıştır. Munzur Dağı’nın eteğinde Çoban Munzur, parmaklarını ok eyler, saplayarak kayalara; deler ve kayanın böğründe kaybolur.

Ama o ne? parmak deliklerinden ve dökülen her süt damlasının yerinden ak süt gibi su fışkırır. Munzur’un kovalan göl olmuştur, sel olmuştur. Deler Munzur’un kayalarını, o gün bugündür akar akar bu cankatıcı su…

Bilinmez mi ateş yürekli Munzur’un değeri. Binlerce yıldır canlar dostlar, çobanlar, Çoban Munzur’un parmak deliklerinden sevgiyi, dostluğu, alınterini, bağlılığı, insanlığı içerler, kurban keserler. Öperler taş deliklerindeki insan Munzur’ları. Dermansız dertlerine derman, kararan yüreklerine ışıklar dilerler…

Doğanın çok güzel bir bağışı olan Munzur Suyu’nun doğuşunu bu kadar güzel bir nedene ancak karanlığı yakan, “kamu alem birdir bize” diyerek sevgisizliğin üzerine yalınyürek koşan, sinesinde bitip tükenmez sevgi tohumları yeşerten Anadolu halkımız bağlayabilirdi. Onlar ki yüreklerini böyle sevi ırmaklarına vadi yapmışlar, tüm olumsuzluklara karşın… Daha nice sular akacak kim bilir… Aşkolsun bu güzel suya, aşkolsun bu güzel insanlara.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir