Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları TIKLAYINIZ

Sponsorlu Bağlantılar
Ana Sayfa / Biyografiler / Suat Engüllü hayatı ve şiirleri
Şairlerin Hayatı

Suat Engüllü hayatı ve şiirleri

Sponsorlu Bağlantılar


SUAT ENGÜLLÜ HAYATI

  • (Üsküp, 1950 – )
  • Pedagoji Akademisi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu.
  • Üsküp Radyosu Türkçe Yayınları’nda gazeteciliğe başladı.
  • Birlik Gazetesi’nde çalıştı.
  • Sesler Aylık Toplum Sanat Dergisi yayın yönetmenliği yaptı.
  • 1989 yılında Türkiye’ye göç etti.
  • Makedonya Türk Edebiyat’ına şiir yazarak girdi.
  • Fakat edebi çalışmalarını şiirle sınırlamadı, öykü, eleştiri, deneme, inceleme-araştırma yazmakla da uğraştı.
  • Sözgen, Zamandışı İçdüşlemeler, Sevi Yorgunu yayımlanmış kitaplarıdır.

SUAT ENGÜLLÜ ŞİİRLERİ

ÇAĞRI

Soframdan eksilmeyen ekmeğim, tuzum
oruçlu günlerimde suyum
yaşamaktan yorgun bedenimde
beni ayakta tutan ruhum.
Geldiğin gibi kal, diyorum
gönül yuvanı aç, diyorum
sığdırmaya çalış
alt üst olmuş duygularına

Sahra gibi engin
vaha gibi ıssız
içtenlikle yoğrulu sevdamı.
sakın sensizliklere boğma diyorum
geldiğin gibi sakın gitme, diyorum.

Her gün batımında göveren umudum
yaşanası yarınları bahşeden
göz yaşlarınla içime sinen nurum
ve Urumeli gibi asude yurdum.

ARMUT AĞACINDA ÖTEN KUMRUNUN ANLATTIKLARI

Dalları sokağa taşan armut ağacına,
Bir kumru gelip konardı her sabah,
Arap şarkısı gibi bitmek bilmeyen
İçli içli ötüşüne başlardı az sonra.

Büyülü kızıllığıyla şafak sökerken
Yine bir sabah erken,
Konuverdi armut ağacına kumru.
Bir hüzünlü, bir hüzünlü öttü ki sormayın…

Henüz dağılmadan tedirginliği,
Kumrunun ötüşündeki hüznün,
Geldi dayandı kapıya / yelesi pırıl pırıl,
Yağız atın koşulduğu araba.

Belliydi, son haddini bulmuştu,
Kaç gündür evde süregelen telaş.
Çeyiz sandığı, konsol, sofra,
Döşekler, yorganlar, halılar,

Dört sandalye, baba yadigârı masa,
Ve birşeyler daha yüklendi arabaya apar topar.
Evde kimin yüzüne takıldıysa gözüm,
Hepsi üzgün, ağızlarına kilit vurmuş dersin.

Kucaklaşıldı, helallaşıldı sonra,
Sonra deh dedi sürdü arabayı arabacı.
Ardından yürüdüler ağır ağır, ezginlikle,
Ninem, babam, annem, halam ve oğlu…

Anılarımdaki güllere bakılacak olursa
Aylardan mayıstı ve biz çocuklar,
Bakakaldık ardlarından, olanlardan habersiz,
Ama bir şey kopuyordu sanki içimizden,

İşte bu duyguyla uzun uzun el salladık.
Öğlene doğru ninem döndü,
Daha da kocalmış,
Babamla annem döndü,

Gözleri hâlâ nemli.
Şimdi sormanın vakti değildir diye,
İçimde büyüyen çocukça bir merakla
Bekledim, bir şey sormadım kimseye.

Halamla oğlu gelmediler o gün,
Gelmediler…
Ertesi gün de, daha, daha ertesi gün de…
Yedi yaşında bir çocuktum henüz,

Ve aklım kesmiyordu her şeyi belki,
Ama İstanbul’un sözünü etmeleri,
Tren demeleri yettiydi. Ne hikmet…
Dalları sokağa taşan armut ağacını

Bir cömertliktir bürümüştü o yıl. Hayret!
Hep bekledik halamın oğlu gelir diye,
Gelir tırmanır diye bekledik,
Çocukça bir içtenlikle…

Oysa ne halam döndüydü, ne de oğlu.
Arap şarkısı gibi bitmek bilmeyen,
İçli içli ötüşünü artık özlediğimiz
Kumru da gelip konmadı bir daha,
Dalları sokağa taşan armut ağacına.

0
like
0
love
0
haha
0
wow
0
sad
0
angry


Sponsorlu Bağlantılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir