Kitap Cevapları TIKLA
Test Çöz TIKLA
sınıf 1 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 2 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 3 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 4 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 5 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 6 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 7 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 8 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 9 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 10 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 11 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 12 Ders Kitapları ve Cevapları
Google Play Uygulama
11. Sınıf Felsefe Meb Yayınları

11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 133

Google Play Uygulama

“11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 133 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 133

J. Locke, siyaset konusundaki görüşlerini devletin olmadığı bir “doğa hâli” düşüncesinden yola çıkarak temellendirir. Ona göre tüm insanlar özgür ve eşit doğarlar. Bireyler, sahip oldukları doğal hak ve özgürlüklerini güvence altına almak için toplumsal bir sözleşmeyle devleti meydana getirmişlerdir. Doğa durumundan toplumsal yaşama geçişin nedeni insanların bencil doğası değil, temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alıp daha nitelikli bir yaşama kavuşma arzusudur. J. Locke, insanların temel haklarından biri olarak gördüğü mülkiyet hakkının da politik toplumun ortaya çıkışında önemli bir rolü olduğuna inanır. Buna göre mülkiyet hakkı devletin tanıdığı bir hak değildir. Aksine insanların mülkiyetlerini koruma arzusu, devletin varlık nedenlerinden biridir. J. Locke devletin, insanların bu arzularını yerine getirdiğinde meşruiyet kazanacağını düşünür. İnsanın hak ve özgürlüklerini baskı altına alan despotik bir yönetime şiddetle karşı çıkan J. Locke, iktidarın güç ve yetkilerinin sınırlandırılması gerektiğini savunur. Ona göre bunun yolu, yasama ve yürütme gücünün birbirinden ayrılmasıdır. Mutlakiyetçiliğe karşı çıkması, mülkiyet hakkına vurgu yapması ve kuvvetler ayrılığını savunması ile J. Locke liberalizmin kurucusu kabul edilmektedir.

Montesquieu’ye (Görsel 4.7) göre toplumun ortaya çıkışı, toplumsal bir sözleşmeye değil insanda var olan sosyalleşme güdüsüne dayanır. O, insanların “doğa durumu”nda kendini koruma arzusu ve içgüdüsel korkular içinde bulunduğunu düşünür. İnsanların topluluk hâlinde yaşamaya başlaması ile bu güçsüzlük duygusu ve korkular ortadan kalkar ancak toplumların ortaya çıkışı ile birlikte insanlar arasındaki eşitlik yok olur ve savaş hâli başlar. Toplumun sağlayacağı yararları insanların kendilerinden yana çevirmeye çalışmaları, kişiler arasında savaşa yol açar. Toplumların kendi güçlerinin farkına varması ise milletler arasında savaşların ortaya çıkmasına neden olur. Montesquieu’ye göre insanlar, her iki savaş durumundan da kaçınmak için yasalar oluşturur. Bu yasalar, bireyler ve toplumlar arasındaki ilişkilerin yanında yöneten ve yönetilenler arasındaki ilişkileri de düzenler. Montesquieu hak, adalet ve sorumluluk kavramlarının insanda doğuştan gelen bir düşünce olmadığını, yasalarla birlikte ortaya çıktığını ileri sürer. Montesquieu, bireysel özgürlüklerin önemine dikkat çeker. Ona göre özgürlük, insanın her istediğini yapması değil yasaların izin verdiği her şeyi yapabilme hakkıdır. Özgürlüğün güvencesi ise yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu görüşüyle Montesquieu, kuramsal olarak kuvvetler ayrılığı ilkesini ifade eden ilk düşünür olmuştur.

J. J. Rousseau (Görsel 4.8), devletin ve toplumun ortaya çıkışını “toplum sözleşmesi” kavramına dayandırır. Bu konudaki görüşlerini devletin olmadığı bir doğa durumuna dayanarak açıklar. Ona göre tüm insanların özgür ve eşit olduğu doğa durumu, tarımın ve buna bağlı olarak mülkiyetin ortaya çıkışı ile son bulmuştur. Mülkiyet; hak ve haksızlık kavramlarının doğmasına, zengin-fakir, efendi-köle gibi ayrımların ortaya çıkmasına yol açmıştır.

İnsanlar, bu sorunlarla baş edebilmek için toplumsal bir sözleşmeyle devleti oluşturmuşlardır ancak toplumsal sözleşmeyle özel mülkiyetin güvence altına alınması eşitsizlikleri pekiştirmiştir. J. J. Rousseau, bu nedenle toplum sözleşmesinin insanların özgürlüğünü elinden aldığını ve onları köleleştirdiğini düşünmüştür. Ona göre doğa durumuna geri dönmek mümkün değildir. Mal mülk eşitsizliği artık kültürün bir parçası hâline geldiği için yapılacak tek şey, zümreler arasında hak eşitliğini sağlamaktır. Bu, devletin herkesin doğal haklarını koruyan yasalar yapmasıyla gerçekleşebilir. J. J. Rousseau, toplumsal sözleşmeyle kurulmuş olan devletin, halkın genel iradesini yansıttığını düşünmüştür. Bu nedenle de kuvvetler ayrılığı ilkesini reddetmiştir.

  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır.

11. Sınıf Meb Yayınları Felsefe Ders Kitabı Sayfa 133 Cevapları ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2025 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!