Ana Sayfa / Kitap Özetleri / Elif Şafak Havva’nın Üç Kızı Kitap Özeti
Havva’nın Üç Kızı

Elif Şafak Havva’nın Üç Kızı Kitap Özeti


Elif Şafak Havva’nın Üç Kızı Kitap Özeti

“Havva’nın Üç Kızı” 2016 yılında Doğan Kitap’tan çıkan 424 sayfalık bir kitap. “Havva’nın Üç Kızı”nın yazarı Türk Edebiyatının usta yazarlarından Elif Şafak. İlk romanını 1997’de yayımlayan Elif Şafak o günden beri Türk Edebiyatının en çok okunan kadın yazarlarındandır. Elif Şafak’ın uzun zamandan beri beklenen  “Havva’nın Üç Kızı” adlı romanı 2016 yılının yaz aylarında yayımlandı. Elif Şafak “Havva’nın Üç Kızı” romanında Şirin, Mona ve Peri’yi ve aşıkları olan Münkir, Mümin ve Mütereddit’yi anlatıyor. Şirin, Mona ve Peri birbirine hiç benzemeyen üç kadın hatta kızkardeş ama kader onları biraraya getiriyor. Elif Şafak’ın kendine has üslubuyla kaleme alınan “Havva’nın Üç Kızı” inanca, inançsızlığa, arayışa, farklı kadınlara ve aşka dair kurduğu olay örgüsüyle baştan sona yüksek bir tempoyla ve merakla okuyorsunuz.

Elif Şafak kaleme aldığı “Havva’nın Üç Kızı” adlı romanı tavsiye ettiğimiz kitaplardandır. 

Havva’nın Üç Kızı kitabından küçük bir bölüm

********************

İstanbul, 1990’lar

Umut un hapse girmesi, Nalbantoğlu ailesinde karanlığa tutulan bir fener etkisi yarattı; hem kendilerinden hem et­raftan sakladıkları tüm zaaf ve kusurları ortaya çıkardı. Ha­yatlarının orta yerinde devasa bir boşluk açılmıştı. Bu boş­luğu her biri başka türlü doldurmaya çalıştı. Mensur daha fazla içmeye başladı; öyle pat diye artırmadı miktarım, dam­la damla. Şarkılar türküler ya da siyasi tartışmalar eşliğin­de arkadaşlarıyla birkaç duble yuvarlayan o çakırkeyif adam gitmişti. Ekseriya masada tek başına olmak istiyordu. Dem­lenirken tek yoldaşı sessizlikti artık. Öylesine derin ve içten­di ki üzüntüsü, dokunmaya bile kıyamıyordu Peri babasına. Bilemiyordu ki ne yapsın onu neşelendirmek için.

Mensubun bedeni dayanabildiği kadar dayandı bu tempo­ya, dışa vurmadı yıpranmışlığını; soluk semada beliren hilal­ler gibi gözlerinin altına çöken yarım daireler hariç. Derken; teklemeye başladı sağlığı. Sabahlan ter içinde ve her yeri ağ­rıyarak, sanki uykusunda taş taşımış gibi yorgun kalkmaya başladı yataktan. Bazen kafası karışıyor, sözlerini unutuyordu. Ya herkesten uzak durup sessizliğe gömülerek bedenini işgal eden titremeleri saklamaya çalışıyor ya da haddinden fazla konuşarak sözcükleri savunma aracı olarak kullanıyor­du. Artık çalışacak halde olmadığı anlaşılınca bağlı bulundu­ğu işyeri onu erkenden emekliye ayırdı. Böylece evde daha çok zaman geçirir oldu. Bu değişiklik, karısıyla küçük oğlu…

********************




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir