10. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23
“10. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
10. Sınıf Felsefe Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23
o dibi dahi anlamak ister. Şimdi de Dimitri’nin ve filozofların düştüğü merak hâlini bir diğer gözüm olan merak etme gözü üzerinden anlatayım.” diyerek merak etme gözünü anlatmaya başladı.
Merak etme gözü; benimle evlatlarım olan bilimlerin temelinde yer alan, bilmek için zihni harekete geçiren bilme isteğidir. Sorgulama gözüne de yardımcı olur, yol gösterir. Bu merak sayesinde sorgulama gözü harekete geçer ve gerçeğe ulaşmaya çabalar. Bu yüzden filozof Platon “Felsefe, merakla başlar.” der. Merak gözünün en önemli amacı, yaşamı tanımayı istemek ve onu anlamaya çalışmak olarak anlaşılabilir. Filozoflar bu yüzden çok meraklı insanlardır. Dilersen ilk filozof olarak kabul edilen Thales’e ait bir rivayet anlatarak merak gözünün anlamını pekiştirelim.” dedi. Özge “Çok sevinirim, dinlemek isterim.” deyince Felsefe kaldığı yerden devam etti. “Batı Anadolu kıyılarında yaşayan, gündelik işlerini kölesine yaptıran Thales ‘bir şeylerin neden var olduğunu’ merak ediyordu. Hatta yeryüzündekileri bir tarafa bırakıp gökyüzünde olup bitenlere ilgi göstermişti. O, bir gün Trakyalı kölesi ile gezintiye çıkmıştı; anlatılanlara göre gökyüzüne bakarken önündeki çukuru göremeyip boylu boyunca yere serilmişti. Thales yere serilmekle de kalmayıp kölesinin alayına da hedef olmuştu. Kölesi ‘Siz filozoflar böylesiniz, ayağınızın altındakileri göremezken göklerde olup biteni anlamaya çalışırsınız!’ demişti.” Özge “Köle, taşı gediğine oturtmuş.” diyerek gülmeye başladı. “Aynen öyle!” dedi Felsefe de Özge’nin gülüşüne eşlik ederek. Hayret etme gözüne bakalım istersen. Bu gözüm, dünyaya alışılageldik hâliyle bakmaz. Her şeyi olduğu gibi kabul etmeyi bir sorun olarak görür. Her şeyi ilk defa görüyormuş gibi şaşkınlıkla karşılar. Bu yüzden sıradan şaşkınlıktan farklıdır. Yeniden anlamaya, yorumlamaya, bilmeye çalışmaya yönelen bir şaşkınlıktır bu. Kendi gözüyle dünyanın resmini yeniden çeker. Böylece merak gözünü de harekete geçirir ve araştırmaya yönlendirir. Örneğin bir astronotun daha önce teleskopla veya resimlerde gördüğü Ay’a ayak basması ve dokunmasının şaşkınlığı gibi. Çünkü böyle bir temas teleskopla yapılan bir temas gibi değildir artık, hayret verici başka bir boyuttur.” dedi Felsefe.
Şüphe gözüne gelince… Merak gözüyle ikiz kardeş gibiler aslında. O da merak gözü gibi bilmeye, anlamaya çalışır lakin merak gözü gibi tezcanlı ve atak değildir. Soğukkanlı ve temkinlidir. Bir bilgiyi, gördüğü bir olayı veya varlığı körü körüne hemen kabul edip ‘Evet, bu böyledir!’ demez. ‘Acaba!’ diyerek yaklaşır. Aklı ve mantığı tam olarak kavramadan, tüm ayrıntılarına vâkıf olmadan ‘Bu, budur.’ veya ‘Bu, böyledir.’ demez. Eleştirel bir bakışla görmeye çalışır ve farklı bakış açılarıyla kavramaya çalışır. Mesela ‘Bu, vardır.’ veya ‘Bu, doğrudur.’ denildiğinde şüphe gözü ‘Bu, gerçekte var mıdır?’ veya ‘Bu, gerçekte doğru mudur?’, ‘Bunun varlığından veya doğruluğundan nasıl emin olabiliriz?’ diye kuşkulu bakışlarıyla dikkatimizi başka yöne çevirir, bizim olanı olduğundan farklı yorumlamamıza önayak olur anlayacağın. Eğer şüphe gözüm olmamış olsaydı gördüğüm, işittiğim, duyumsadığım birçok şeye körü körüne inanacaktım belki. Çok işime yarayan bir göz, çok.” dedi Felsefe. “Sizin bu anlattıklarınız da benim çok işime yaradı. Bu şekilde sorgulamanın, merak etmenin, hayret etmenin ve şüpheyle bakmanın felsefi düşünce için ne kadar gerekli olduğunu kavradım.” diyen Özge’ye Felsefe “O hâlde şimdilik bu kavramlar yeterli, uyandığında söylediklerimi not alır, yeniden gözden geçirir ve bunlar üzerine bir deneme yazarsın. Verdiğim ödevi de hazırlarsın. Bir sonraki rüyada da öteki üç gözümden konuşuruz.” cevabını verdi. Aniden kayboldu Felsefe. Bu ani kayboluşla ürperen Özge uykudan uyandı. Gördüğü rüyayı zihninden geçirip bir müddet üzerinde düşündükten sonra yeni bir güne “Merhaba.” dedi.
1. Filozof Thales için kölenin “Siz filozoflar böylesiniz; ayağınızın altındakileri göremezken göklerde olup biteni anlamaya çalışırsınız!” demesi filozofların merak dürtüsü hakkında sizde nasıl bir izlenim uyandırdı?
- Cevap:
* Filozofların bilinen dünyanın ötesini kavramaya ve anlamaya çalıştıkları,
* Varlığa bütüncül ve geniş bir nazarla baktıkları,
* Günlük yaşamın sıradan merak dürtüleriyle değil, entelektüel kaygı taşıyan bir merakla hayata baktıkları izlenimini uyandırdı.
2. Sokrates’in, “Sorgulanmayan bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değildir.” sözünü tartışınız.
- Cevap: İnsanı ve insan yaşamını değerli kılan şey, içgüdüsel olarak yaşamını sürdüren hayvanların aksine, biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçların ötesine geçerek irade sahibi bir varlık olarak kendisini ve içinde yaşadığı evreni bilme çabasıdır. Aksi durumda hayvanlardan hiçbir farkı kalmaz. İnsan anlamaya çalıştığı, soru sorduğu, merak ettiği, kendini bilmeye çalıştığı müddetçe değerlidir ve yaşamının bir anlamı vardır. Sorgulanmayan bir yaşam, insanı içinde yaşadığı dünyada anlamsızlaştırıp sıradanlaştırır.
3. Evrene dair herhangi bir bilgi, gözlem ya da izlenimle karşı karşıya kaldığınızda “sorgulama”, “merak etme”, “hayret etme” ve “şüphe duyma” hislerinden daha çok hangisinin etkisi altında kalırsınız? Nedenini belirtiniz.
- Cevap: Evrenin uçsuz bucaksız boyutu, kusursuz uyumu, matematiksel işleyişi, üzerinde oturduğu fizik kuralları çoğu zaman insan zihninin sınırlarını aşmakta ve insanı hayrete düşürmektedir. Ortaya çıkan bu hayret dürtüsü de beraberinde merak ve sorgulamayı getirir çünkü insan kendi algı ve zihin sınırlarını aşan her şey karşısında derin bir hayret duygusuna kapılır ve sonrasında onu anlamak ister.
10. Sınıf Felsefe Meb Yayınları Kavram Öğretimi Kitabı Cevapları Sayfa 23 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























