Kitap Cevapları TIKLA
Soru Sor TIKLA
10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 143

“10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 143 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

10. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 143

Hazırlık

1. “Efsaneleşmek” ya da “efsane olmak” ifadelerinden ne anlıyorsunuz? Açıklayınız.

  • Cevap: “Efsaneleşmek” ya da “efsane olmak” ifadeleri, bir olayın, kişinin ya da nesnenin zamanla öyle bir üne kavuşmasıdır ki, gerçekliğinden çok, halk arasında anlatılan hikayelerle tanınır hale gelmesidir.

2. Yakın çevrenizde herhangi bir yer veya olay hakkında anlatılan bir efsaneyle ilgili kısa bilgi veriniz.

  • Cevap: Yakın çevremdeki bir dağın tepesinde, geçmişte yaşamış bir prensesin aşk acısı yüzünden kendini feda ettiği ve her yıl belirli bir günde o dağdan duyulan yaslı bir çığlığın o prensesin ruhuna ait olduğuna inanılır. Bu, bölge halkı arasında sıkça anlatılan bir efsanedir.

3. Aşağıdaki metinde anlatılanların gerçek olup olmadığını nedenleriyle belirtiniz.

Ağrı Efsanesi

Dünya yine ol dünya, devran yine ol devran… Büyük balık küçük balığı yutmakta, gücü yeten yettiğini ezmektedir. Arkadaş arkadaşı çekemez de kardeş kardeşi ister mi sanki?.. Şu yaşlı dünyanın çok eski bir çağındayız. Van gölü ile Çıldır gölü arasındaki bölgede yeşil ufuklar ortasında küçük bir yayla köyü vardır. Bu köyün bir evinde iki kız, birbirinden güzel iki yıldız büyüyor. Birinin saçı kumral, birinin rengi esmer; büyüğünün huyu hırçın, küçüğünün dili zehirli imiş. İki bacı, bıkmadan usanmadan her gün söyleşir, her saat çekişirlermiş. Birinin ak dediğine öteki kara der, birinin hoş bulduğunu öteki yerermiş. Gün doğar kavga başlar, gün batar, yine bitmek bilmezmiş. Kıskançlık duyguları o derece benliklerini sarmış, o kadar iliklerine işlemiş ki gece düşlerinde bile bağırırlar, çağırırlarmış. Bugün başbaşa, yarın saçsaça… Gidiş bu gidişmiş işte.

(…) İşte bu iki bacı da dehreyi bıçkıyı aldılar, güneşle birlikte ormana daldılar. O meşe senin, bu çalı benim, derken, bir hayli didindiler. Odunlarını kestiler, yüklerini tuttular, sırtlarına vurdular. Gün tükendi, hırçın abla ile dom sözlü kızın kavgası tükenmedi. İşleri sona erdiği halde tartışmaları bitmedi. Biri söylüyor, öteki söyleniyor, ıbrık ötüyor, imzik ötüyor, birisi “karın ağrısı” derse öteki “öllünün körü” diyordu. Hırçın kızın yersiz titizlikleri dom sözlü bacısını o kadar bıktırmış, o kadar usandırmıştı ki daha ormanın bitimine gelmedikleri halde içindeki sabır bitmiş, dayantısı kalmamıştı. Arkasındaki şeleği bir tümseğe dayıyarak başını yukarı kaldırdı. Ablasının son huysuzluğu karşısında sabır taşını çatlatarak yumdu gözünü, açtı ağzını çevirdi yüzünü ablasına… Göğsünün en derin köşelerinden gelen bir sesle şöyle söylüyor, şöyle inliyordu:

— Yeter artık, bıktım senden. Senin gibi kardeşim olacağına, dağlar gibi yoldaşım, taşlar gibi arkadaşım olsun. Dağ olasın, başındaki beyaz örtü, kar olsun. Ağzından çıkan bulanık sözler başın üstünde duman olsun. Tependen karın eksilmesin, üstünden tûfanın dağılmasın. Eteklerindeki kırışıklar korkunç uçurumlu yarıklar olsun.
Kem sözlü kardeşinin bu son ilenişi huysuz ablayı o kadar üzdü, yüreciğini o kadar yaraladı ki aynı sertlikle karşılık vermekten kendini alamadı ve şöyle bağırdı:
— Ben de senden bıktım. Sencileyin bacım olacağına bayırlar gibi yoldaşım, çayırlar gibi arkadaşım olsun. Sen de dağ olasın. Başın, sözlerin gibi sivri olsun. Eteklerinde, acı dilin gibi ağı saçan azgın yılanlar türesin.

İkisinin dileği de kabul edilmiş, ikisinin bedduası da tutmuştu. Küçüğün ilenişi ile büyük kız olduğu yerde donakalmış, başı dumanlı, tepesi karlı yüce bir dağ olmuştu. Büyüğünün kağrışı ile küçük kız konduğu yerde taş kesilmiş, ötekine yaklaşan heybeti ile yanıbaşında koca bir dağ olmuştu.

İki dil yarası, iki yürek acısı, iki karın ağrısı… Ve sonunda iki koca dağ: Büyük Ağrı, Küçük Ağrı…

(bıçkı: Tahta veya ağaç biçmekte kullanılan, karşılıklı iki sapı olan ve iki kişi tarafından kullanılan büyük testere; dehre: Bir çeşit budama bıçağı, tahra; ıbrık (ibrik): Su koymaya yarayan kulplu, emzikli kap; imzik: İbrik ve çaydanlığın su akan ağzı; kağrış (kargış): Beddua; şelek: Sırtta taşınan yük.)

  • Cevap: Bu metinde anlatılanların gerçek olmadığını düşünüyorum. Çünkü bu şekilde beddua ile taşlaşma, dağa dönüşme durumu gerçek hayatta olabilecek bir şey değildir.

10. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 143 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2024 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
1
clap
1
love
0
happy
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!