11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 34
“11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Sayfa 34 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Felsefe Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 34
Soru: Metni okuyup soruları cevaplayınız.
İkinci Kitap
(…) “Bir devlet, aramızdan kimsenin kendi kendine yetememesinden, başka pek çok şeye (ve kişiye) ihtiyaç duymasından doğar. (…) Türlü türlü ihtiyaçları olan insanlar bunları karşılayabilmek için birbirlerinin yardımına başvururlar; ancak çok çeşitli ihtiyaçları olduğundan, çok sayıda insanı yurttaş ve yardımcılar olarak bir yerleşimde toplarız; bu yerleşim topluluğuna devlet adını veririz.”
Üçüncü Kitap
(…) “Şüphe yok ki, yönetenler yaşlı, yönetilenler ise genç olmalı. (…) Ve yaşlılar arasından da en iyi olanlar yönetici olmalı.
Beşinci Kitap
(…) “Devletlerde filozoflar kral olmazsa ya da bugün şu kral dediklerimiz ve yöneticiler (hükümdarlar) sahici, iyi filozoflar olmaz, politik güç (iktidar) ile felsefe tek bir elde toplanmazsa ve bugün doğal yetenekleri sayesinde, iki ödevden sadece birine kendini adamış olan çok sayıda kimse, zorla bundan (tek görevle uğraşma durumundan) men edilmezlerse sevgili Glaukon, devletlerin, hatta bütün bir insanlığın mutsuzluğunun sonu yoktur ve düşüncelerimizde tasarladığımız düzen (anayasa), hani gerçekleşme imkânı varsa bile, bunlar olmadan önce gerçekleşip güneş ışığını göremeyecektir.”
Altıncı Kitap
(…) Hakikatin (doğrunun) ve varlığın aydınlattığı şeye dayandığında ruh (gerçeği) kavrar ve bilgiye ulaşır ve aşikâr bir şekilde düşünme gücüne sahip olur. Oysa karanlık ile karışmış, olmakta-olan ve geçen (değişen) dünyaya (yukarıdan) baktığında sadece salt sanıya (kanaatlere) sahip olur ve körleşir; görüşlerini kâh şöyle kâh böyle değiştirir ve akıl’sız (anlama yetisini yitirmiş) izlenimi uyandırır.” “Aynen öyle olur!”
“Demek ki düşünmenin nesnelerine hakikati (doğruyu), bilgi edinen özneye bilgi edinme gücünü veren şu kuvveti, iyi İdea’sı olarak belirle kafanda. Gerçi akıl iyi İdea’sını bilgi’nin ve hakikatin nedeni olarak kavrar; ancak bu ikisi, anlayacağın hakikat ve bilgi, her ne kadar güzelseler de, iyi İdea’sını bunlardan daha güzel başka bir şey olarak görsen isabetli davranmış olursun. Nasıl ki orada haklı olarak ışığı ve görme gücünü güneşimsi (güneşe aynen benzer) saymakla birlikte güneşin yerine koymuyorsan, burada da bilgiyi ve hakikati ‘iyiye aynen benzer’ şeyler olarak kabul etsen de, ne birini ne de ötekini iyi’nin yerine koy- masan iyi edersin; özü gereği daha yüksek bir yere yerleştirmek gerekir iyi’yi.”
İki âlem var; görülebilir olan ve bilinebilir olan. (…) Bunu eşit olmayan iki parçaya bölünmüş bir doğru çizgi gibi düşün; bu parçaları al ve gene kendi aralarında aynı oranda böl; parçalardan biri görülebilir, ötekisi bilinebilir olanın alanını temsil etsin. Şimdi (çizginin görünebilir şeyleri temsil eden yanını ele alacak olursak) nispeten çok ya da az belirgin (net) görünme durumuna göre bu parçada karşımıza imgeler (yansılar, kopyalar) çıkar; bundan önce gölgeleri anlıyorum, sonra sudaki ve bütün katı, düz, parlak şeyler üzerindeki yansıları ve benzer her şeyi anlıyorum, söylediklerimi anlıyorsan eğer?”
“Anlamaz olur muyum!”
“Çizginin üzerindeki öteki parçayı, resimlere benzeyen nesnelere ayır; örneğin çevremizdeki canlı varlıklara, bitkiler dünyasına ve de insan elinin ürettiği o sayısız araç gerece, alete!”
“Peki!”
“Şunu da kabul ediyor musun? Hakikat ile hakikat olmayan (gerçek ile gerçek olmayan) ilişkisinde imgenin (yansının/kopyanın) orijinalle (asılla) oluşturduğu ilişki neyse, sanma’nın (sanının, öyle olduğunu düşünmenin, kanaatin) bilmeye (bilgiye) olan ilişkisi de odur!”
Yedinci Kitap
İnsanları yerin altındaki, mağaraya benzer bir mekânın içinde kafanda ve gözünde canlandır; bu mekânın, ışığın geldiği yönde, mağaranın kendisi kadar geniş bir ağzı (girişi) bulunmaktadır. Bu mağaranın içinde insanlar, çocukluktan itibaren orada yaşamak mecburiyetinde kalmış ve sadece karşılarına (ön tarafa) bakabilecekleri, ama zincirlerden ötürü başlarını (sağa sola) çeviremeyecekleri şekilde boyunlarından ve bacaklarından zincirlenmiş halde yaşamaktadırlar; çok uzaklardan, arkalarından ve yüksekten bir ateşin ışığı parlamaktadır; bu ışık ve zincirlenmiş insanların arasında, bir yol yukarılara gitmektedir; bu yolun üzerinde, tıpkı kukla oynatanların seyircinin önüne çekmiş oldukları ve üzerindeki sahnede sanatlarını icra ettikleri tahta perdeye benzeyen alçak bir duvar düşün. (…) Bu duvarda, bunu da canlandırmaya çalış, insanlar (uçları duvar hizasından taşan) çeşitli araç gereci, insanların ve başka yaratıkların tahtadan ve taştan heykellerini, kısaca sanat yoluyla (yapay yoldan) imal edilmiş her şeyi taşıyarak geçsinler ve (duvarın arkasından yürüyüp giderken) yer yer konuşup, yer yer suskun olsunlar. (…) Bu zincirlenmiş insanlar kendi aralarında konuşabilecek olsalar, gördükleri gölgelerden söz ederken, gerçek (hakiki) nesnelerden söz ettiklerini sanacaklardır, öyle değil mi? (…) Bu insanlar o araç gerecin gölgelerinden başka hiçbir şeyi gerçek (sahici) yerine koymayacaklardır. (…) Aralarından birinin zincirleri çözülüp hemen ayağa kalkmaya ve başını sağa sola çevirmeye, yürüyüp ışığa bakmaya mecbur tutulduğunu; bütün bunları yaparken, daha önce gölgelerine bakmak durumunda kaldığı nesnelere, bunların ışığı yansıtıp göz kamaştırmaları yüzünden bakamadığını düşün -daha önce sadece boş şeyler görmüş olduğu, şimdi ise oluş’a daha yakın durduğu ve gerçek (sahici) nesnelere yöneldiği için daha doğru (hatasız) gördüğü kendisine söylenecek olsa ne yapar sanıyorsun? (…) Şaşkınlığa uğrayıp daha önce gördüklerinin şimdi kendisine gösterilenden daha gerçek (sahici) olduğunu düşünmeyecek midir? (…) Peki, onu ışığa bakmaya zorlasalar gözleri acıyacak ve bakması gerekene şöyle kaçamak bir şekilde bir göz atacaktır; bu gördüğünün, ona son gösterilenden daha açık seçik (belirgin) olduğunu düşünecektir. (…) Mağaranın dışındaki (üst) dünyayı incelemesi gerekiyorsa, önce (gözlerinin ışığa) alışması gerekir diye düşünüyorum; başlangıçta en rahat fark ettiği şeyler gölgeler olacaktır, ardından insanların ve öteki nesnelerin sudaki yansılarını. Sonra da onların kendilerini; bunun ardından gündüzleri güneşi ve ışığını değil de özellikle geceleyin gökteki nesneleri çok daha kolay inceleyebilecek, yıldızların ve ayın ışığına başını kaldırıp bakabilecektir.”
Soru: Sizce metinde hangi sorulara cevap aranıyor olabilir?
- Cevap:
Bu sorulara cevap aranıyor olabilir:
- Devlet nasıl oluşur?
- İyi bir yönetici nasıl olmalıdır?
- Gerçek bilgiye nasıl ulaşılır?
- Gerçek ve yanılsama arasındaki fark nedir?
Soru: Metinden Platon’un varlık, bilgi ve değer görüşleri ile ilgili ne tür çıkarımlar yapılabilir?
- Cevap: Platon, gerçek varlıkların “idealar” dünyasında bulunduğunu ve fiziksel dünyanın sadece bir yansıma olduğunu savunur. Bilgiye, hakikati kavrayarak ulaşılabileceğini düşünür. Değerler, bu hakikatin anlaşılmasıyla ortaya çıkar ve bilgelik en yüksek erdemdir.
Soru: Platon’un, yöneticilerin filozoflar arasından seçilmesi gerektiği düşüncesine katılıyor musunuz? Görüşlerinizi gerekçelendirerek açıklayınız.
- Cevap: Evet, filozoflar derin bilgiye ve adalete dayalı kararlar verebilirler. Filozofların yöneticilik yapması, devleti erdem ve bilgelik temellerine dayalı olarak yönetmelerini sağlar.
11. Sınıf Meb Yayınları Felsefe Ders Kitabı Sayfa 34 Cevapları ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























