11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Ata Yayınları Sayfa 185
“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 185 Ata Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Ata Yayınları Sayfa 185
neler kahramanca dayanmıştı! Bu beyhude mukavemet, ne göz yaşlarına, ne mahrumiyetlere mal olmuştu.
Şimdi, bu düğün, sıkı bir rüzgâr hücumu gibi, bir anda kapıları arkalarına dayıyor, ihtiyar babanın bütün korktuğu şeyler evi birdenbire istilâ ediyordu.
Evet, artık ümit kalmamıştı. Şevket’le beraber en kuvvetli silah arkadaşını kaybediyor, dünyada yapayalnız kalıyordu.
Ali Rıza Bey, haftalardan beri ağırlık basmış gibi bir halde yaşamıştı. Ancak her şeyin bittiği bu gecede açık bir kafa ile düşünmeye ve gördüklerini hatırlamaya vakit buluyordu.
Düğün lâkırdısı ortaya çıkınca ağırbaşlı Fikret’e varıncaya kadar bütün çocuklar, elbise diye üstüne üşüşmüşlerdi. Karısından yardım bekleyemezdi. Şevket’ten de hayır yoktu. Zavallı çocuğun başında ateş yanıyordu.
Ali Rıza Bey, bir zaman şaşkın şaşkın çarpışmış, çocuklarının hepsine ayrı ayrı anlatmaya çalışmıştı ki bu düğün bildikleri gibi ferahlı ve iftiharlı bir düğün değildi. Nasılsa olmuş bir felâketin tamiridir; kendilerine düşen şey bu ayıbı davul zurna ile âleme ilan etmekten ziyade, mümkün olduğu kadar sessiz sedasız geçiştirmektir.
Böyle olmasa da ne ile elbise ve düğün yapacaklardı? Elde, avuçta bir şey kalmamıştı.
Borç etmeye kalksalar ipin ucunu büsbütün kaçıracaklar, birkaç ay sonra muhakkak aç kalacaklar ve el âleme rezil olacaklardı.
İhtiyar adam, bir gün, şaşkınlıktan Ayşe’yi karşısına almış, bu on bir yaşındaki bebeğe saatlerce para hesapları yapmış, bakkal defterleri, senetler, kâğıtlar göstermişti. Fakat artık, çocuklar saygıyı da kaldırmışlardı. Şimdi, onların hepsi birer küçük Hayriye Hanım’dı. Kızdıkları zaman tıpkı annelerinin çehresine benzeyen yüzleriyle bağrışıyorlardı: “Bir doğruluktur tutturdun. Bizi düşünmedin. Dilenci çocuklarından beter ettin. Herkes çocuklarının bir dediğini iki etmezken, kardeşimizin düğününde bizi hizmetçi gibi gezdirmeye nasıl razı olacaksın?”
Ali Rıza Bey, filozof adamdı. İnsan olanın başına her şeyin gelebileceğine ihtimal verirdi. Fakat, doğruluk ve namusunun bir gün çocukları tarafından bir büyük ayıp, affedilmez bir kabahat gibi başına kakılacağım hiç aklına getirmemişti.
Dert, sade elbise derdinden ibaret de değildi. Ev eşyası, hemen baştan başa değişiyordu. Eski kırık oda takımları, kerevetler, masalar, sandalyeler satılıyor, yerine yenileri geliyor, bazı odaların duvarları kâğıtlanıyordu.
Bunlar para ile olan şeylerdi. Ali Rıza Bey, Şevket’in bütün bu masraflara dayanmak için neler yaptığını, neler çektiğini düşünmeye bile cesaret edemiyordu. Birkaç defa, ne olursa olsun oğlu ile konuşmak istemişti. Fakat artık babasıyla göz göze gelmekten çekinen Şevket, mey’us ve suçlu bir tavırla başını önüne eğmiş: “Biliyorum baba, fakat zaruri,” demiş ve ondan kaçmıştı.
Hayriye Hanım, sandığından, sepetinden ne varsa ortaya dökmüş, son kalan bir iki parça elmasını mezata götürmüştü. Bütün bunlar evde yine kimseyi memnun etmiyor, her akşam çığlıklar kopuyor, ayılıp bayılmalar oluyor, elinde sarf edilecek para bulundukça Ali Rıza Bey’i adam yerine saymayan Hayriye Hanım, başı sıkıştığı zaman: “Ayol, evin erkeği değil misin? Ben âciz bir kadınım… Elimden ne gelir?… Bir çare bul…” diye kocasının üstüne koşuyordu.
İşin asıl fena tarafı Ali Rıza Bey’in, gelini Ferhunde’yi de gözü tutmaması idi. İhtiyar adam, onu
- Cevap: Bu sayfada soru bulunmamaktadır.
11. Sınıf Ata Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 185 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























