Kitap Cevapları TIKLA
Test Çöz TIKLA
sınıf 1 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 2 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 3 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 4 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 5 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 6 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 7 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 8 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 9 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 10 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 11 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 12 Ders Kitapları ve Cevapları
Google Play Uygulama
11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Meb Yayınları

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 190

Test Çöz Sayfası

“11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Sayfa 190 Meb Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.

11. Sınıf Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 190

Canzi, bu anne bahsinde beni her zaman şaşırtan soğuk kaçınganlığa büründü:

– Annem mi? O benim annem olmaktan ziyâde Sâdi Bey’in karısıdır. Ben yalnızlık içinde bir insanım.

(…) Canzi beni akşam yemeğine alakoydu. Geçmişi deşecek kuvvet ikimizde de yoktu. Derine inmekten çekinen yarı resmî iki ahbap gibi muharebeden, gelecek barıştan konuştuk. Sonra Canzi, lambayı söndürüp camları, perdeleri açmayı teklif etti. O günlerde ışık karartma yasağı İstanbul’da yürürlükte olduğundan hava almak isteyince karanlıkta oturmak lâzımdı. Balkona çıktık. Şehrin sessizliğine, etrâfın ölgünlüğüne karşı değişik bir ululukla yüceleşen yıldızlı gökyüzü bizi ezdi gevşetti. Canzi’ye, son kıvâma gelen eserimi anlattım, onun yazmak istediği “Molla Ağaların Düğünü” adlı üçüncü hikâyeyi soruşturdum. Vazgeçmiş, böyle şeylere davranmak artık haddi değilmiş. Öğretmenlikten çekilecek, evini dağıtacak, Anadolu’nun uzak bir kasabasına yerleşecekmiş. Canzi kolunu balkon demirine dayadı, başını bileğinin üstüne koydu. Kendi kendiyle dertleşir, sayıklar gibi konuşuyordu. Sultan Mecit devrinde Keşan… Canzi’de derin bir seviş ve özleyiş rüyâsı yaratan geçmiş zaman. Kahramanca çetin bir güreşten sonra sırtı yere gelecek er eliyle pes deyip üstün yiğidin elini vakarla öpen bir pehlivan gibi Türklerin Avrupa’ya ikrar verdiği

– Evet, sizin dünya görüşünüz doğru imiş. Biz yanılmıştık. Bizi mektebinize alın, temiz yüreğimizin var kuvvetiyle size ayak uyduralım” dediği günler. El kavuşturup baş eğerek eşiğine vardığı bu Avrupa âleminde Türkoğlu ne gördü denedi ki sonunda bağrından “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” feryâdı koptu? Dedelerimiz, batıyı olduğu gibi kavrayamadılar. Evvelâ aşırı bir aşk, sonra aşırı aşkların olağan tepkisi hayal kırılışı. Kim bilir kaç filozof derviş dışarı belirtmeden gülümseyip şöylece seyrâna varmışlardır: “Biz Türkler yeryüzüne bir dâvâ atmıştık, bir hadden öte yürütemedik. Şimdi el sizdedir. Bakalım dünyâyı ne kalıba sokacaksınız? Sağ kalalım işin sonunu görelim. Zîra de iflâs borusunu öttüreceksiniz. Tek kişiler gibi uluslar da başlarını taştan taşa vurarak olgunluğa erişir. Belki bir gün gelir insanlar için kafa kafaya danışmak, kol kola yürümekten başka bir çıkar yol olmadığını siz de anlarsınız. O zaman acaba hatırınıza gelir mi ki Avrupa’nın güney doğu köşesinde feleğin çemberinden geçmiş pek pişkin bir komşunuz var, kıtanın en eski büyük devletlerinden biri. Bunların dünya barışı için okka çeker sözleri olur elbet, diye düşünür müsünüz? Türk milleti cihangirliğini yüzyıllar evvel yaptı. Kılıcının ucuyla bir çırpıda üç kıtaya imzâsını attı. Üç kıtaya kendi yüksek medeniyetinin anıtlarını dikti.

Ne engin cihan özleyişi. Hüdevendigâr’ın kalbi Kosova, toprağında gömülü kaldı. Süleyman Hân’ınki Zigetvar’da. … Batı Roma imparatorluğunu özlemişlerdi. Sonra Viyana’yı alalım dediler. Sonra, aman Budin’i tutalım, Tuna illerinin demir kilididir, dediler. Sonra Belgrat’a yapıştılar, bu da giderse Rumeli kendilerine hay- retmeyeceğini bildiler. Adım adım gerilediler, dâvâyı kaybettiler. 1683’te Viyana’yı kuşattıkları zaman batı kavimleri, aman Avrupa medeniyeti tehlikede diye yaygaralar koparmıştı. Bu söz bir parola oldu. Hâlâ bugün bile en büyük yazıcıları, Türklerin önünde tehlike savmış Avrupa medeniyetinden bahsetmekten çekinmezler. 1939 savaşını yazarken görelim bakalım ne diyecekler? Avrupa’ya tehlike nereden geldi, bize meraktır, bu sefer bakalım kimi suçlayacaklar! Canzi söylüyor söylüyor, karanlığı incitmekten korkar gibi, basık kesik bir sesle. Işıksız İstanbul büyülenerek ortadan kalkmış. Yıldızların katı parıltısı altında boz karası bir düzlük. (…) Canzi birdenbire sustu, iskemleden gölge gibi kaydı. Önüme yığıldı. Onu kucağımda içeri aldım, ayılttım. Düğün hikâyesini sorduğuma bin pişman olmuştum. Yaşayışta mutluluk payı alamayanların gözü başkalarının sevda şenliğini kaldırır mı? Bu kıskançlık değildir, can dayanmaz bir yürek ezikliğidir. Zavallı yavrum, biraz soda içti ayıldı. O zaman ona söyledim ki kendisinden ayrı yaşamak benim ölümümdür. Yalvarışımdan anlamayan

  • CevapBu sayfada soru bulunmamaktadır. 

11. Sınıf Meb Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 190 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2025 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!