Eleştirmenin tutumuna göre eleştiriler, öznel/izlenimci eleştiri ve nesnel/bilimsel eleştiri şeklinde gruplandırılır. Buna göre aşağıdaki eleştirilerden hangisi diğerlerinden farklıdır?
“Eleştirmenin tutumuna göre eleştiriler, öznel/izlenimci eleştiri ve nesnel/bilimsel eleştiri şeklinde gruplandırılır. Buna göre aşağıdaki eleştirilerden hangisi diğerlerinden farklıdır?” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
Eleştirmenin tutumuna göre eleştiriler, öznel/izlenimci eleştiri ve nesnel/bilimsel eleştiri şeklinde gruplandırılır. Buna göre aşağıdaki eleştirilerden hangisi diğerlerinden farklıdır?
Soru: Eleştirmenin tutumuna göre eleştiriler, öznel/izlenimci eleştiri ve nesnel/bilimsel eleştiri şeklinde gruplandırılır. Buna göre aşağıdaki eleştirilerden hangisi diğerlerinden farklıdır?
A) Cahit Atay’ın ustalığı, oyununun konusu önemli bir toplum sorunu olduğu hâlde, gazeteciliğe, fıkra yazarlığına veya toplum söylevciliğine özenmeden oyun yazarlığını bilmesi. Konusunu bir şair gibi duyup duyurması. Oyununu genelle açıp özelde sürdürmesi. Öyle ya filanca yerde bir uçak düştü veya bir gemi battı da yüz kişi öldü dendiğinde kılımız kıpırdamaz. Oysa bir tanıdığın ölümü ya da “ben” veya “o” romanının kahramanının başına bir şey gelse bu olayı bir uçak dolusu insanın yoğunluğu ve gücüyle duymaz mıyız? İşte Cahit Atay da böyle yazıyor.
B) Bilindiği gibi romancı eserini ya birinci kişi ağzından ya da üçüncü kişi ağzından anlatır. Metne bağlı incelemede ben-anlatı ve o-anlatı olarak nitelenen iki anlatı biçimi vardır. Peyami Safa Yalnızız’da çok yönlü aydınlatma tekniği dediğimiz yöntemle romanının anlatıcılarını sık sık değiştirip kâh birinci kâh üçüncü kişi anlatı biçiminde yazarak her iki yoldan da yararlanmıştır.
C) Kuyucaklı Yusuf, okuduğum Türk romanları içinde ayrıntıların en mükemmel, en ustaca kullanıldığı romanlardan biri. Sabahattin Ali’de inanılmaz bir gözlem gücü, inanılmaz bir bellek var; Kuyucaklı Yusuf’ta çizdiği dünyanın böylesine renkli, sıcak ve inandırıcı olması, bence, büyük ölçüde yaşantısından gelen gözlemlere, ayrıntılara bağlı. O pek önemsizmiş gibi görünen küçük küçük ayrıntılar, romana tam bir somutluk kazandırıyor; birdenbire kendinizi anlatılan kasabada, olayların ve insanların arasında buluveriyorsunuz.
D) Dağlarca’nın çetrefil, kimi zaman anlaşılmaz ve kılçıklı bir hâl alan dili de bu eserde, özelliğini yitirmeksizin, öylesine uslanmış ki İnönü’deki erlerin ağzında bile yadırganmıyor. Ozanın çelik inatçılığında bir üslubu vardı. Üç Şehitler Destanı gösteriyor ki sanat kaygısı o çeliği dövebilecek bir şahmerdan gücündeymiş.
E) Aslına bakılırsa şair işlediği konular, dile getirdiği duygular bakımından şiirimize büyük bir şey katmış değildir. Şiirlerinde, gönül kapılarına “bir mevsim gibi varıp bir mevsim gibi” geçer, içindeki “karanlıklara, mağaralara, inlere” güneş ışıkları salmak ister hep. O da tıpkı Dağlarca gibi karanlıklardan ışığa çıkma özlemindedir.
- Cevap: B
“11. Sınıf Ata Yayınları Türk Dili ve Edebiyatı Ders Kitabı Sayfa 276” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























