Ana Sayfa / Edebiyat / Yeni Türk Edebiyatı / Raif Necdet Hisler ve Fikirler

Raif Necdet Hisler ve Fikirler


Raif Necdet Hisler ve Fikirler

1880 yılında İzmir’de doğan ve 1937’de Türkiye toprakları dışında Londra’da hayatını kaybeden yazar ve eleştirmen Raif Necdet, İzmir’in köklü ailelerinden olan Kestellioğulları’ndandır. Yazar, Harbiye mektebini bitirir bundan sonra Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmenliği yapar. Erken yaşlarda basın hayatına giren Raif Necdet hakkında özellikle II. Meşrutiyet öncesi yaptıkları ile ilgili ayrıntılı bilgi mevcut değildir. Onun ismini asıl duyruşu 1908’den sonrasına rastlar, fakat Meşrutiyet öncesi ve sonrası dergilerde makaleler ve edebi eleştiriler yayımlamıştır.

Yazar 1908- 1913 yılları arasında özellikle Resimli kitap dergisinde Fecr-i Ati topluluğuna karşı yaptığı eleştirilerle adını duyurmuştur. Roman, öykü, mektup, antoloji, tiyatro ve sözlük gibi farklı türlerde eser veren sanatçının tüm eserleri Meşrutiyet sonrasında yayımlanır.

Hisler ve Fikirler adlı eleştiri niteliğinde yazılmış olan eser, 1910 yılında yayımlanmış olduğu halde eserin bölümlerinde 1901- 1908 yılları arasında yazılmış makaleler bulunmaktadır. Bu sebeple bu eseri sadece bu yazıları inceleyerek tezimize dahil ettik.

Hisler ve Fikirler

Hisler ve Fikirler adıyla neşredilen kitap dört bölümden oluşmuştur. Her bir bölüm ayrı bir kitap niteliğindedir.

  • Yirminci Asır
  • Hediye-i Ruh
  • Hakikate Doğru
  • Hayal-perver

Birinci kısım; içtimai ve felsefi anlamlar içeren edebî yazılardan,

İkinci kısım; mensur şiirlerden,

Üçüncü kısım; muhtelif makalelerden,

Dördüncü kısım ise küçük hikâyelerden oluşmuştur.

Raif Necdet, kitabın başına yazdığı ‘Bir iki söz’ başlıklı yazıda eserinin niteliği ile ilgili olarak şu açıklamada bulunur:

“(…)muhtelif tarihlerde yazılmış muhtelif eserlerden teşekkül eden bu te’lif-i nâçiz, belki aynı zamanda bir dimağın tarih-i tahavvülât-ı fikriyesini gösterir bir vesika mahiyetini de haiz olabilir(…)”

Kitap, hem içerik ve biçim bakımından hem de yazılış tarihleri bakımından farklı yazılardan olumuştur. Her bölümdeki ilk yazının başlığı aynı zamanda o bölümün de başlığı olarak düşünülmüştür. Her yazının sonunda yazıldığı tarihe yer verilmiştir, özellikle birinci bölümdeki yazıların bir kısmı ve ikinci bölümdeki mensur şiirler, Meşrutiyet öncesi yazılmışken üçüncü kısımdaki makaleler Meşrutiyet’ten sonra yazılmıştır.

Birinci bölümde yer alan yazıların başlıkları yazılış tarihleri ile birlikte aşağıda gösterilmiştir:

A-Yirminci Asır

  • Yirminci asır / Haziran 1325
  • Beşer ve Cinayetler / 15 Eylül 1322
  • Hâle-i Samimiyet / 14 Mart 1325
  • İsimsiz / 12 Temmuz 1324
  • Roman / 2 Mayıs 1325
  • Derinliklerde / 12 Nisan 1322
  • İhtiyac-ı Deha / Mayıs 1323
  • Hayat ve Tabiat / 20 Nisan 1322
  • İki Kalp / 25 Mayıs 1322
  • Kuş Dili / Temmuz 1319
  • Karanlıklarda / 23 Temmuz 1325
  • İsimsiz / Temmuz 1320
  • Kadıköy Vapurunda / Şubat 1322
  • Küçük Dilenci / Mayıs 1321

15 – İki Bayram / Şubat 1326

  • Büyük Bayram / Temmuz 1325
  • Büyük Gün
  • Ah O Zaman / Teşrini 1325
  • Bedbaht Vicdanım
  • Büyük Aşklar / KanunlI 1325
  • Bir Hâtıra-i Sabâvet / 2 Şubat 1325

Bu bölümdeki on eser -* simgesi ile işaretlenmiş olanlar- Meşrutiyet öncesi yazılmıştır. Raif Necdet, bu eserlerden ‘Beşer ve Cinayetler’i Tevfik Fikret ‘e ithaf etmiştir. Sanatçı insanın başına gelen hadiseleri deterministler gibi değerlendirdiğini her ferdin ef’al ü harekatı kendi dimağının kendi mevcudiyetinin psikolojisinin bir neticesidir diye düşündüğünü belirtir. Ona göre bütün suçlular önce tabiatlarının sonra da cahilliklerinin kurbanıdır. Daha sonra ise büyük katliamlar üzerine düşünen sanatçı; zavallılları evsiz barksız, çocukları yetim, öksüz bırakanlara öfkelenir.

“Gördüğü tahsili, iktisab ettiği ilmi kendi menfaat-i hasisesi için ‘insaniyet’ aleyhinde bir silah-ı tehditkâr istimal eden vicdansızlar…”

Yazının devamında sanatçı maddi ve siyasi menfaatleri uğruna hodbîn mülahazaların esiri olarak iş görenleri eleştirir. Diplomattan, kumandana, ilim ehlinden hükümdara hiç kimse için bu tarz bir halin kabul edilmeyeceğini söyler. Özellikle tahsil görmüş kişilerin yaptığı haksızlıklara katlanamayan sanatçı ‘bir mektep açan aynı zamanda bir mahpus kapar’ sözünü söyleyenlerin tahsil görmüş canileri hesaba katmadıklarını belirtir.

İhtiyac-ı Dehâ yazısı deneme tarzında yazılmıştır. Raif Necdet bu yazısını Ahmed Haşim ve Emin Bülen’e ithaf etmiştir. Sanatçı çok büyük bir ihtiyaç olarak gördüğü dehaya değinir. Bu öyle bir dehadır ki görülmemiş, duyulmamış, hayallerini süsleyen, bütün çözümsüzlüklere çare olabilecek, zulmeti dağıtacak, ezeliyetin sislerini ebediyetin perdelerini açacak özelliklere sahiptir. Şairane bir üslupla yazılan yazının son bölümünde Raif Necdet dehaya seslenir. “Nerdesin sen?” İçi rahat olmayan sanatçının bu büyük dehaya olan ihtiyacı onu buhranlara, lerzişlere ve ateşlere salmakta ve bu yüzden yazısını şu cümle ile bitirmektedir: “(…)dimağım müsbet ve menfi heyecanlar asabi isyanlar arasında bitap ve şikeste!

Sanatçı, ‘Hayat ve Tabiat’ yazısında insanoğlunun aciz bir varlık olmasına karşın hislerinin ve fikirlerinin büyüklüğü sayesinde bütün yaratılmışların üstüne çıktığını belirttikten sonra bu acizlik ve üstünlük arasındaki mücadele ile insanın bazen müsbet bazen menfi yönde özellikler kazandığını söyler.

Ona göre hayat; haşin, vakur ve pençelidir, fakat insan hayat karşısında ona dayanmasını sağlayacak bir güce sahiptir:

“Serair-i tabiatı iâne-i ulûm ve fünûn ile perde perde ref’ etmeye başlayan beşer, bu muhteşem bu ağır hayata da tahammül eyleyebilecek bir kudret-i mümtaze ile münevverdir.”457

Raif Necdet, eserinde hayat ve insan ile ilgili önemli tesbitlerde bulunmuştur. Bunlardan biri insanların fen ve marifete yeni keşifler ile yeni bir hediye vermek için gece gündüz çalışması, fakat sonunda menfaat-perest medeniyetin haşin tekerlekleri altında bunların ezilmesi hususudur. Sanatçı, Napoliyi ve Sanfransisko’yu buna örnek gösterir. Bütün bunlardan dolayı ümitsiz olmayan Raif Necdet, yazısında okuyucuya çareler de sunar: Enin ızdırapları terk etmek, yeni bir mücadele için kuvvet kazanmak, tembellikten kurtulmak, bütün tozlardan silkelenmek, hayat ve tabiatın müşterek varlığına uyum sağlayabilmek, yeni planlar ile ma’muriyet ve medeniyet teşkiline çalışmak… Ancak o zaman büyük bir ahengin ve faaliyetin başlayacağına inanır.

‘İki Kalp’, adlı yazıda adaletten, ilerlemekten, özgürlükten bahseden sanatçı, ileriye dönük fikirleri olan çoğu kişinin büyük suçlamalarla hapse maruz bırakıldıklarını söyleyerek Russo’yu, Hugo’yu, Lemartin’i Şekspir’i buna örnek olarak gösterir.

‘Kuş Dili’ başlıklı yazıda boş günlerini faydasız eriten insanların tasvirleri vardır.

‘Sa’y-i Beşer’de insanlığı aciz, biçare, bitab bir halde gördüğünü anlatan sanatçı yazının devamında zekâdan bahseder. İnsanın acizliğinden ancak çalışarak kurtulabileceğini söyledikten sonra zorlukların üstesinden gelecek tek şeyin sa’y-i beşer olduğunu belirtir.

Raif Necdet, ‘Kadıköy Vapurunda’ adlı yazısını Hüseyin Rahmi Bey’e ithaf etmiştir. Yazının sonucunda,

“Kadıköy yirminci asrın bu gayr-ı meşru vapurundan ne vakit kurtulacak bilmem ki?” diye sorar ve daha sonra kendisi bu soruya şöyle cevap verir:

“Kadıköy bu vapura layık olmaktan kurtulduğu zaman!”

‘Küçük Dilenci’ adlı yazı zavallı bir çocuğu tasvir ile başlayıp onun hastalıklı, yalnız, fakir halinin anlatımıyla biter.

Kitabın ilk bölümü olan ‘Yirminci Asır’da kısaca içeriklerinden bahsettiğimiz bu eserler dışındakiler Meşrutiyet sonrası kaleme alınmıştır.

İkici Bölüm:

‘Hediye-i Ruh’ başlıklı bölümdeki on bir eser, meşrutiyet öncesi yazılmış olup, şairin ruhunda duyduğu heyecanları mutlulukları yansıtmaktadır. Bölümdeki her bir eser bütünüyle bir hayal duygusunun çerçevelediği yazılardan oluşmaktadır. Sanatçı, bu yazıları yürekten duygularla yazdığını ve ruhunun bir hediyesi olarak gördüğünü söyler. Eserlerin yazılış tarihlerine baktığımız zaman niçin bu kadar hayallerle dolu bir şekle büründüklerini de anlamış oluruz:

  1. Hediye-i Ruh / Mayıs 1321
  2. Mai ve Siyah Dakikalar / Nisan 1319
  3. Vedalaşırken / Teşrin II 1318
  4. Zehr-i Hakikat / Kanun II 1318
  5. Vefa-yı Rayihadar / Eylül 1320
  6. Hayâl-i İzdivaç / Şubat 1318
  7. İbtilâ-yı Nisviyyet / Mayıs 1320
  8. Ah, İsterdim ki / Teşrin II 1320
  9. Buhran-ı Ruh-ı Şebâb / Şubat 1320
  10. Hayal-i. Münhezim / Nisan 1322
  11. Sevda-yı Şeffaf / Eylül 1322

Raif Necdet, ‘Mâi ve Siyah Dakikalar’ı, Halid Ziya’ya ithâfen yazmıştır. Şair bazı zamanlar faydasız ve sefil gördüğü hayattan ancak ölmekle kurtulabileceğini düşündüğünü, ‘Mâi ve Siyah’ romanındaki gibi mutluluk anlarını mâi, kötü anları ise siyah olarak gördüğünü anlatır. Şair, ‘mâi’ dakikalarda sanki saadetin doruk noktasına ulaştığını söyler. Bir anının bir anına uymadığını bir dakika evvel ölmek arzusu ile tutuşan gönlünün bir dakika sonra mutluluk neşideleri söylediğini anlatan şair bu hallerine şaşırır.

‘Vedalaşırken’in konusu aşktır.

‘Zehr-i Hakikat’; Hayalin gücünün insan üzerindeki etkisinin anlatıldığı bir yazıdır.

‘Vefa-yı Râyihedâr’da şair, sevgilisine hitaben hislerini dile getirir.

‘Hayâl-i İzdivaç’ta genç yüreklerin hislerinden, arzularından, hayallerinden bahseden şair, güzel hayallerle çevrilmiş bu yürekler için, ‘öyle bir zaman gelecek ki içlerindeki asûdelikler sönüp gidecek’ diye düşünerek karamsar bir şekilde eseri bitirir.

‘İbtilâ-yı Nisviyyet’ şu cümlelerle başlar:

“Hassas ve hayal-perver bir şebâb, bütün bir hayatı hiç etmek için ne müthiş ne bî- insaf bir darbedir.”458 Yazı, sanatçının, ruhun bu darbeden etkilendiği anları anlatmasıyla devam eder. “Ohh, bu ibtilâ-yı nisviyyet.. bu ibtilâ-yı şi’r ü aşk!.. cümleleri ile son bulur.

‘Ah, İsterdim ki’: Sanatçının arzularını, hayallerini sıraladığı bir eseridir. Sevdikleri tarafından içinde bulunduğu ruh halinin anlaşılmasını beklerken bunun olmaması onu üzer ve bu durumdan şikâyet eder.

‘Buhran-ı Ruh-ı Şebâb’: Rumi 1320 yılında Halid Ziya’ya yazılmış; bir mektuptan alıntıdır.

“Hayatın felsefelerini, cilvelerini; genç ve hassas ruhların emellerini, endişelerini, cazip üslûplarla zengin ve rengin manalarla bize ihsan eden ‘Mâi ve Siyah’ müellifi-i muhteremine hürmet ve minnetimi arz ederim” sözleri ile mektubu bitirir.

‘Hayâl-i Münhezim’: Sanatçı, Nisan 1322 tarihinde yazdığı mektubu hayal – perver bir gencin not defterinden düzenlemeler yaparak yazdığını belirtir. Bu genç, hayallerle kuşatılmıştır fakat yazının başlığından da anlaşılacağı üzere bu hayaller bozguna uğramış ve genç büyük bir hezimet yaşamıştır. Bu sebeple ümitsiz kırılgan biri olup gerçeklerden kaçmayı, onlardan kurtulmayı tek kurtuluş yolu olarak görmektedir. Bu özellikleri ile Servet-i Fünûn gençlerini hatırlatan genç, onlar gibi bir kaçış aramaktadır. Yazı şu şekilde sonlanır:

“… bu karşıki beyaz bulutlarla tekfin edilmiş ufkun esrar-engiz derinliklerine gömülmek ihtiyâcını hissediyorum”

‘Sevdâ-yı Şeffaf’’ ı yazış sebebini Raif Necdet şöyle açıklar:

“Beşeri aşkların en ulvî ve saf en lâhûti ve şeffaf zannedilenlerinde bile maddiyat ve menfaat lekeleri hodbînlik katreleri var. Garazsız ve menfaatsiz bir aşk görmekten me’yus nazar-ı meftunumu sahne-i hayattan saha-i tabiata çevirdim. Saf ve mahmûr sema ile mest -i rukûdet denizin bî- şâibe muâneka-i sâkiteleri bana bir sevdâ-yı şeffaf hissini verirdi ve işte o hisle şu yazılar vücud buldu ”:

Üçüncü Bölüm:

‘Hakikate Doğru’: Bu bölümde 1901- 1908 arası yazılmış dört eser bulunmaktadır. Diğerleri Meşrutiyet sonrasına aittir. Her bölümde olduğu gibi bu bölümde de ilk eser bölüme adını vermiştir.

  1. Hakikate Doğru / Nisan 1325
  2. Inkılab-ı İçtimâi / Eylül 1325
  3. Terbiye-i Şebâb / Mayıs 1324
  4. Terbiye-i Nisvan / Mayıs 1324
  5. Tabiat ve İnsan / Nisan 1324*
  6. İsimsiz / Ağustos 1324
  7. İnkılâb ve Edebiyatlar / Kanun II 1324
  8. Kılınç Alayı Tahsisatından / 16 Nisan 1325
  9. Edirne İntibâatından / 16 Ağustos 1325
  10. Şair Emin Bey’e Açık Mektup / Teşrin I 1321

Terbiye-i Şebâb: Bir gencin Raif Necdet’e gönderdiği sorulara verilen cevaplardan oluşmaktadır. Sorular içerisinde ‘tatil süresini nasıl geçirmeli?’ ‘Nasıl kitaplar mütaala etmeli?’ ‘Tecrübeleriniz sebebiyle hangi kitapları tercih etmemizi tavsiye edersiniz?’gibi farklı nitelikte sorular bulunmaktadır. Raif Necdet bu gibi sorulara kendi tecrübelerine dayanarak cevaplar vermiştir. Onun cevabını ve gençlere tavsiyelerini maddeler halinde şu şekilde nakledebiliriz: Yazar, kendisine sorular soran gençte ‘vazife’ şuurunu uyandırmak ister: “İstikbalin şebâbdan, mekâtib-i âliyye talebesinden, beklediği hizmetlerin ehemmiyet ve kudsiyetini tamamen idrak ve ihâta edersen, vazifenin haşmet ve ulviyeti karşısında bir heyecan-ı vicdan-ârâ ile titrersin”

‘Terbiye-i nisvan’ adlı yazı mektup şeklinde yazılmış olup kadınların eğitilmesi husususuyla ilgili olarak yazarın düşüncelerini içermektedir. Her insanın önce bir ana kucağı terbiyesinden geçmesinden dolayı kadınların tahsil ve terbiyesinin bütün bir insâniyet için ne kadar önemli olduğundan bahseden Raif Necdet, genel olarak insan eğitimini kadın eğitimine bağlar. İnsan üzerinde kasdının anne olarak icra ettiği tesir, onun eğitiminin başlangıcını teşkil etmektedir.

“Şafak-ı insâniyet ancak ziyâ ve hakikatle münevver, fazilet ve marifetle müzehher validelerin ufk-ı âguşunda tulû’ ve inkişaf edebilecektir.”

Bütün yazı boyunca kadın terbiyesinin önemini vurgulayan Raif Necdet, aynı düşünceleri destekleyen birçok görüş belirtir:

“ Terbiye ve selâmet-i umûmiye terbiye-i nisvânâ merbuttur.” Fikret’in “Elbet sefil olursa kadın, alçalır beşer.” sözü onun düşüncelerini özetlemektedir.

‘Tabiat ve İnsan’ adlı yazıda insanın mahiyeti üzerine görüşler belirten Raif Necdet, insanın vücudunu bir âlet, ruhunu ise bir gaye olarak tanımlamış, iyi bir gayeye ulaşabilmek için âletlerin sağlam ve temiz olması şartının arandığını, bu yüzden insan için hem maddi hem manevi çalışmanın eşit derecede önemli olduğunu vurgulamıştır.

“Can sıkıntısına karşı en müessir ilaç çalışmaktır” sözü yazarın düşüncelerini özetlemekte ve insan psikolojisine tembellik ve çalışkanlığın ne derece tesir ettiğini göstermektedir.

‘Şair Emin Bey’e Açık Mektup’ Raif Necdet’in Emin Bey’i ne derece beğendiğini ve takdir ettiğini gösteren bir vesikadır. Ona göre Emin Bey, sade yazmanın hem sade hem de düşüncelerle dolu başarılı şiir örnekleri vermiştir: “(…)şimdiye kadar hiçbir şâirimiz böyle sade ve pür felsefe Türkçe şiir söylemek hususunda”468 başarı gösterememiştir. Yazar, Emin Bey’i takdir ettiğini tekrarlayarak, kitaptaki ‘Hayal-i İzdivaç’ parçasını ona ithafen, ‘Küçük Dilenci’ parçasını da onu örnek alarak yazdığını belirtir.

Hikmetli sözler ve ahlâki tavsiyelerle birlikte bilgilendirici, öğretici yazıların ağırlıkta olduğu üçüncü bölüm, Teşrin-i evvel 1321 tarihli bu mekup ile son bulunur.

Dördüncü Bölüm: Hayal-perver

Hisler ve Fikirler’in dördüncü ve son bölümü olan Hayal -perver bölümü beş farklı hikâyeden oluşmaktadır.

  1. Hayal-perver / Nisan 1324
  2. Muamma-yı Aşk / Mayıs 1317
  3. Sevdâ-yı Mâsum / Kanun II 1317
  4. İsyân-ı Meşru’ / Eylül 1315
  5. Feridun’un Hikâyesi / Mart 1326

Bu beş hikâyeden ilk dördü Meşrutiyet öncesi yazılmıştır.

Hayal-perver: Monolog tarzında yazılmış yirmi dört sayfadan oluşan içinde bir mektup bulunan bir hikâyedir. Hayatta sadece kendi hayalleri etrafında yaşayan, gerçekleri göremeyecek kadar onlardan uzaklaşmış bir gencin, Bedia adlı bir kızı kendisine âşık zannetmesi ve bunu arkadaşına anlatmasıyla olay başlar. Arkadaşı ona kızın ağzından yazılmış pembe zarflı bir aşk mektubu gönderir. Genç, bu mektuba hayran kalır ve hiç bir şeyden şüphelenmez. Bedia mektupta sadece ilân-ı aşk etmekle kalmamış; edebî, felsefi, psikolojik yorumlara yer verip, piyano çaldığından, Fransız edebiyatına hayran olduğundan, hayatın anlamının aşktan ibaret olduğundan, ıstırapsız, heyecansız bir hayatın anlamsız olduğundan bahsetmiştir. Bu özellikler, gencin mizacı ile tamamen uyuştuğundan kıza hayranlığı daha da artmıştır. Bütün bu benzerlikleri hayranlıkla okuyan genç, kızın harika bir Osmanlı kızı olduğunu düşünür. Daha sonra karşı köşkte oturan kıza bir cevap mektubu yollar. Gerçekte okuma yazma bilmeyen Bedia, teyzesine mektubu okutunca kızgınlıktan ne yapacağını şaşırır ve karşı köşkten bu saygısızlığı telafi etmelerini ister. Gerçekleri böylece öğrenen genç bütün bunların arkadaşının oyunu olduğunu anlar ve büyük bir hayal kırıklığına uğrar.

‘Sevdâ-yı Masum’ adlı eser on dört sayfalık bir hikâyedir. Raif Necdet, bu hikâyeyi Pol ve Virginie’den ilham alarak yazdığını söyler. Nejat on altı, Neriman on dört yaşında iki kardeş çocuğudur. Birlikte büyüyen bu çocuklar bir süre sonra birbirlerini sevdiklerinin farkına varırlar. Neriman ve ailesi bir süre sonra Nejatlar’ın evinden ayrılınca aralarındaki ilk ayrılık başlamış olur. Onların masum sevdaları ayrılıkla daha da alevlenir. Bu ayrılığa dayanamayan iki genç bir ay aralıkla ölür. Hüzünlü, mutsuz bir hikâye olan ‘Sevdâ-yı Masum’ çaresiz ve acıklı bir şekilde son bulur.

‘Muammâ-yı Aşk’ Raif Necdet’in kitapta yer alan üçüncü hikâyesidir. Hikâye, on beş sayfalıktır, birinci tekil ağzından yazılmış bir hatıra defterinden alıntıdır. Eser, Büyükada’da zengin akrabalar arasında geçen acıklı bir hikâyeyi anlatmakta Haluk adlı genç, halasının kızı Nemide’ye âşıktır fakat bu aşk halası tarafından engellenir. Nemîde de bu aşka bir türlü tam olarak cevap veremez. Büyükada’da; Haluk’u kararsızlığı ve duygularındaki tutarsızlığı sebebiyle üzen Nemîde, onun adadan hayal kırıklığı ile ayrılmasına sebep olur. Raif Necdet, hikâyenin sonunda şöyle bir yorum yapar:

“Zaten hayat…aşk…bütün bu âfak… hep muammâ değil mi?”

‘İsyân-ı Meşru’ on dört sayfalık bir hikâyedir. İki arkadaşın birbirlerine dertlerini sıkıntılarını paylaşarak yazdıkları mektuptan oluşmuştur. Bu kızların ikisi de zorla, gönüllü olmadıkları halde evlendirilmişleridir. İki zengin ailenin kızları olan bu arkadaşlar, sadece eşleriyle maddi durumları uyduğu için evlendirilmişlerdir. Bu sebeple hayata küsen bu zavallı kızlar ancak birbirleri ile dertleşebilmektedir. Raif Necdet, bu hikâyenin ana fikrini ‘servet saadet getirmez’ olarak özetler.

Raif Necdet’in hikâyeleri, ikinci bölümdeki mensur şiirler gibi hayata küskün, hayalleri yıkılmış, hassas kişilerin ruh dünyasını yansıtır. Hisler ve Fikirler kitabının dört bölümü hakkında muhtasar bir bilgi verdikten sonra son olarak şunları söyleyebiliriz: Birinci bölüm; daha çok edebî, deneme tarzında yazılardan oluşur. İkinci bölüm; hissî, mensur şiir tarzında yazılmıştır. Üçüncü bölüm; mektup, makale tarzındadır. Dördüncü bölüm ise kısa genel olarak ferdî ıstırapları dile getiren, toplumsal sıkıntıların ele alınmadığı, hayâlî bir dünya ile kuşatılmıştır.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir