Türk Düşünce Tarihi Ders Kitabı Cevapları Sayfa 108
“Türk Düşünce Tarihi Ders Kitabı Cevapları Sayfa 108 MEB Yayınları” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka inceleyiniz.
Türk Düşünce Tarihi Ders Kitabı Cevapları Sayfa 108
SIRA SİZDE
Bizim bu husustaki en büyük hatamız, ilim, felsefe, sanat ve tefekkür anlayışımızın Batı’daki ölçülere bakarak, onlarla kıyaslayarak yeni kriterler oluşturup kendimizi hep o ölçülere göre değerlendirmemizdir. “1351 ‘de ölen Davud-ı Kayseri’yi niye 1831’de ölen Hegel’e benzemiyor?” diye sorgularsak; “1534’te ölen Kemalpaşazade’yi niye 1804’te ölen Kant’a veya bir başkasına benzemiyor, onda neden Kant’tan çizgiler yok?” diye mukayese edersek bir yere varamayız. Herkesi kendi özgünlüğü ve kendi şartları ve devirleri içinde değerlendirirsek daha isabetli hareket edilmiş olur. “Neden Osmanlı’ da Batı tarzında felsefe yok ?” diyenler de var. Batılılar, en az 250 senedir, Hint, Çin, İran, Japonya ve Yahudi inançlarının ve düşünce dünyalarını inceden inceye araştırıyorlar, onlardan etkileniyorlar ve faydalanıyorlar. Nietzsche, Schopenhauer gibi filozofların Hint felsefesinden azami derecede etkilendiği, felsefelerinin bu etkilerle şekillendiği herkesin malumudur. Kimse niçin Hintliler, Çinliler Batı tarzında felsefe yapmamış diye sormuyor? Çünkü herkesin inançları ve dünyaya bakış tarzları farklıdır. Osmanlı’nın da bir cihan devleti olarak dünya görüşü elbette farklıdır ve öyle de olmuştur. Onun felsefesinin esasını, son dönem Osmanlı düşünürlerinden Ahmet Mi- dhat Efendi’nin “Üss-i İnkılab” adlı eserini sadeleştiren Tahir Galip Seratlı, önsözünde Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna hâkim olan temel felsefeyi şöyle açıklıyor: “Osmanlılık, İnsan medeniyetinin herkesi gerçekten mutlu kılacak son ve yeni mülki kardeşliğinden ibarettir. Bu mülki kardeşlik, bütün dünyayı bir kardeşlik altına almayı hedeflemektir.”
Modern felsefe-bilim tarihi, ulus inşa etme sürecinde üretilen bir araçtır, bir alettir. Özellikle Batı Avrupa kültürü Aydınlanmadan sonra kolonyalist çağın kendisine verdiği gücü fark edip onu anlamlandırmaya başladığında ve bunun da büyük oranda bilim ve teknolojinin sonucu olduğunu gördüğünde, bütün dünya kültürlerini bu perspektiften yorumladı ve uluslaşmaya başlayan kültürler de, kendi tarihlerinde felsefe-bilim kahramanları aramaya koyuldular. Onların Newton’u varsa bizim İbn Sînâ’mız var; onların Leibniz’i varsa, bizim Fahreddin Râzî’miz var gibi bir psikolojiye girildi. Dolayısıyla bugün bilim tarihi ve düşünce tarihi yazıcılığı kahramanlar üretme, kahramanlar inşa etme tarihidir. Özellikle bunu ilk dönem Türkiye’deki tarih, düşünce tarihi, bilim tarihi yazıcılığında görebiliriz; elbette aynı tavır Arap ve İran dünyasında da mevcuttur. Bunun arkasında, ortak, müşterek insanlık tarihine nasıl bir katkı sağlandığı sorusu yatmaktadır. Tabii burada kastedilen ‘ortaklık’, ‘müşterek insanlık’ ve ‘katkı’, büyük oranda Batı Avrupa’nın gelişmişliğine yapılan katkıdır.
Bu çerçevede soru soran milletler, kendilerini kendileri olarak incelemekten daha çok, Batı Avrupa kültürüne katkılarını araştırmaya başladılar. Bu psikolojinin yarattığı çerçevede, kendi düşünce tarihini yazan uluslar, kendi atalarının nasıl düşündüğünden çok, Batı Avrupa kültür, felsefe, bilim tarihi yazıcılığının kendisine verdiği kavramları, kendi atalarının, kendi kültürlerinin geçmişinde aramaya başladılar. Bu tavrın üzerinde fazla durmadan, kısaca,diyebilirim ki, “böyle bir derdimiz olmamalı” Davud Kayserî, nasıl düşünüyordu; Fatih Sultan Mehmed ne düşünüyordu? Hocazâde’nin düşüncesinin içeriği neydi? İsmail Ankaravî’nin düşüncesinin amacı neydi? Yada İsmail Gelenbevî neyi çözmeye çalışıyordu? Kanımca, bu tür sorulara bakmalı, bu soruların yanıtlarını tespit etmeli; dolayısıyla o dönemlere gitmeli, o dönemlerin bütün şartlarını dikkate alarak düşünmeliyiz.*
İhsan Fazlıoğlu, Osmanlı Dönemi Türk Felsefe-Bilim Hayatının Çerçevesi, s. 222-223
Soru: Bu metinlerden hareketle düşünce tarihine bakışta dikkat edilmesi gereken hususlar neler olabilir?
- Cevap: Her düşünürü ve dönemi kendi şartları içinde değerlendirmek gerekir. Batı ya da başka kültürlerle kıyas yapmadan, özgünlükleri anlamak önemlidir. Toplumların felsefe, bilim ve sanat anlayışlarını kendi inançları, değerleri ve dünya görüşleri çerçevesinde incelemek daha isabetli olur.
Soru: Bilim, sanat, düşünce tarihi alanlarında yapılan anakronizm ve vigizm örnekleri hakkında araştırma yapınız. Bulduğunuz örnekleri arkadaşlarınızla paylaşınız.
- Cevap:
Anakronizm Örneği: İbn Sînâ’yı modern bir tıp doktoru gibi değerlendirmek. Oysa İbn Sînâ’nın çalışmaları, kendi döneminin tıbbi bilgileri ve metafizik anlayışlarıyla şekillenmiştir.
Vigizm Örneği: Bugünkü evrim teorisini, geçmişteki her biyolojik gözleme uyarlamak ve sanki o dönemde evrim kavramı açıkça biliniyor gibi yorumlamak.
Türk Düşünce Tarihi Ders Kitabı Cevapları Meb Yayınları Sayfa 108 ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























