Kitap Cevapları TIKLA
Test Çöz TIKLA
sınıf 1 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 2 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 3 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 4 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 5 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 6 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 7 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 8 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 9 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 10 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 11 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 12 Ders Kitapları ve Cevapları
Youtube Kanalı
Hikaye

Bir Bilim Yolculuğu Hikaye

Test Çöz Sayfası

Bir Bilim Yolculuğu Hikaye” okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Bir Bilim Yolculuğu Hikaye

On kişilik bir grupla limana doğru ilerliyorduk. Ben istemsizce hızlanıyor, ilerde olduğumu fark ettikçe bu sefer geri dönüyor az sonra kendimi yine ilerde buluyordum. Bunun sebebi fazla heyecanlı olmamdı. Bir an önce gemiye ulaşmak istiyordum çünkü. Gemi görünmeye başlayınca daha da heyecanlandım. Koşmaya başladım. Arkamdan grup lideri seslenince durdum ama gözlerimi gemiden ayıramıyordum. Durmak zorunda olduğum için bu sefer olduğum yerde zıplamaya başladım. Bana bakan şaşkın gözler umurumda değildi, duramıyordum. Grup bana yetişince yine hızlı hızlı yürümeye başladım. Gemiye bineceğimiz yere 2 metreden az kalmıştı, hemen koşup oraya ulaştım. Gemi karşımda duruyor ben de ona hayran hayran bakıyordum. Grubun geri kalanı da gelip toplandı, liderimiz elindeki birkaç kağıdı karıştırıp listeyi çıkardı ve yoklama almaya hazırlandı. Ben de onlara dönüp adımı söylemesini bekledim. Liderimiz 40 yaşlarındaki Seyit Hoca isimleri saymaya başladı:
-Mehmet?
-Burda…
-Yağmur?
-Burada…
-Ali?
-Burda…

-Damla?
Adımı duyunca “Burdaa!” diye heyecanla ve biraz da gururla bağırdım. 10 kişinin de-liderle beraber-burada olduğuna karar verince -nihayet -Seyit Hoca gemiye binebileceğimizi söyledi. Zaten gemiye en yakın tarafta durduğum için tekli sıranın en başında ben vardım. Kaptan Hayrettin -kendisine Hayrettin Paşa deniyordu- elini uzatıp binmeme yardım etti ve benden sonra diğerlerinin de binmesine yardım ederken “Hoş geldiniz!” diyerek bizi karşıladı. İçten, güler yüzlü olmasının yanında soğukkanlı, deneyimli ve iyi biri olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ne kadar dinamik bir duruşu olduğu da gözümden kaçmadı. Saçlarındaki yer yer aklara bakılırsa 50-55 yaşlarında olduğu anlaşılıyordu. Ardından kendini kısa ve öz tanıttı: Bana Hayrettin Paşa derler. Ben bu geminin kaptanıyım. 25 yıllık bir deniz tecrübem var. Birlikte yapacağımız bu yolculuğun kazasız belasız geçmesi dileğiyle…
Kısa konuşmasından sonra “Haydi viraa…” diye bağırdı ve bizim grup dışındaki tek kişi miço halatları çözdü. Geminin bir o tarafına bir bu tarafına güvertede hızlı hızlı yürüyordum. En sonunda geminin sivri kısmında durup okyanusa baktım. Sonra limana döndüm. Gittikçe uzaklaşıyorduk ama hâlâ limanda dolaşan insanlar belirgindi. Bir süre daha baktım ama Seyit Hoca çağırınca yanlarına gittim. Bizi önce bir saydı, eksik olmadığını anlayıp konuşmaya başladı:
-Evet… Uzun zamandır beklediğimiz gün geldi. Görüyorum ki aranızda fazla heyecanlananlar var. Anlıyorum çünkü ben de içten içe heyecanlıyım. Öncelikle hepinize güvendiğimi bilmenizi isterim. Hepiniz şartlara uygun olduğunuz ve bu işi istediğiniz için buradasınız. Amacımızı hepinizin bildiğini düşünüyorum: Yedi ay önce böyle bir çalışmayla keşfettiğimiz adayı incelemek. Ada, ortasında uzun zamandır patlamayan volkan bulunduruyor. Adadaki incelemeler bizi boşa yorabilir ya da tam tersi hayallerimize kavuşturabilir. Umarım incelemelerden fayda görecek şeyler buluruz. O zamana kadar denizin tadını çıkarın, zira yolumuz uzun, en az dört ay okyanusta olacağız. İyi yolculuklar dilerim.
Daha sonra yine herkes kendi arasında konuşmaya başladı. Ben önce kalkıp limana baktım yine ve bayağı uzaklaşmış olduğumuzu gördüm. Bütün liman görüş alanındaydı ve bu sefer insanlar seçilemeyecek kadar küçülmüşlerdi. Her şey yolundaydı ve yolculuk iyi gidiyordu. Ada incelemesi yapacağım için hâlâ heyecanlıydım. Adanın incelemeye değer bir yanı olmayabilirdi ama bu ihtimali düşünmek istemiyordum. O adada harika ve ilginç şeyler bulacağımızı hayal ediyordum. Hatta belki dünyadan habersiz kendi halinde yaşayan insanlar belki de yeni canlılar bulurduk.
Belki orada adaya düşmüş ve kurtarılmayı bekleyen birileri vardı. Bu şekilde düşünüp daha çok heyecanlanıyordum.
Liman görünüyor mu diye tekrar o tarafa baktım. Her şey minicikti ve çok uzaktı. Sonra arkadaşların yanına gittim. Seyit Hoca eşyalarımızı kontrol etmemizi tavsiye etti. Önce kendi kişisel çantama baktım: pusulam, su mataram, kıyafetlerim, kaybolursak yapacaklarımızı anlatan kılavuz ve diğer şeyler… Yemekler toplu yenilecekti. Yemek saatlerine dikkat etmemiz gerekiyordu, yemek saatinde yemezsek bir sonraki yemek saatini beklememiz gerekecekti. Bu kararı hep birlikte aldık. Kolumdaki saate bakınca yemek saatinin yaklaşmakta olduğunu fark edip aç kalmamak için karnımızı doyuracağımız yere gittim. Sanırım herkes buradaydı. Gemide miço olarak görev yapan Miraç ağabey ve birkaç kişi daha yardımlaşarak hep beraber sofra kurduk ve hep birlikte yedik.
Güneşin batmasına az kalmıştı. Kamaraya geçtim. Yağmur da yanımdaydı. O da benim gibi çok heyecanlıydı ama bazı kaygıları vardı. Ben olaya fazla iyimser baktığımın farkındaydım. Çok geçmeden sabah ada hakkında kurduğum hayallere onu ortak ettim. Ayağa kalktık ve “Bu yolculuk çok güzel olacak!” dedik. Hava kararmış, akşam olmuştu. Herkes kamaralara çekildi. Yerime yattım ve adayı düşünerek uykuya daldım.

Uyanıp saate baktım. Kahvaltıya daha vardı. Kamaradan çıktım. Nerdeyse grubun yarısı uyanmış buralarda geziyordu. Liman gözüküyor mu diye baktım. Kendi etrafımda döndükten sonra denizden başka bir şey görmeyeceğimi anlayınca önce tebessüm edip sonra gülmeye başladım. Denizin ortasındaydık. Acaba adaya gitmemize ne kadar kalmıştı? Kaptanın yanına gidip sordum:
-Ada çok uzak, aksilik çıkmazsa üç dört ayı göz önüne alman gerekiyor.
-Anladım, teşekkürler kaptan!
Güverteye geçtim ve oradan yine geminin sivri ucuna… Denize bakıp bakıp adada bulabileceklerimizi, keşfedebileceklerimizi düşünüyorum. Arkama dönüp gemiye bir göz gezdirdim. Herkes uyanmış buralarda geziyordu. Kaptan da bir tura çıkmış, ellerini arkadan bel hizasında birleştirmiş, ağır ağır geziniyordu güvertede. Gökyüzüne biraz baktı ardından saatine baktı ve kaptan köşküne döndü. Gökyüzüne bakarken yüzü sanki endişeliydi. Ben de baktım, güneş yoktu ama havanın bozacağını yahut fırtına çıkacağını zannetmiyordum. Bu ihtimalleri düşünerek bu sefer gülmeden bakıyordum denize. Fırtına çıkmaması gerekirdi. Sonuçta gemide duracağımız şu birkaç gün için hava durumuna bakmıştık.
En uygun hava koşullarında çıkmıştık yola. Kahvaltı saati olduğunu fark ettim oraya giderken. Yağmur’un da beni çağırmaya geldiğini gördüm. Oradan birlikte kahvaltıya gittik.
Sofradan kalkarken gökyüzüne baktım. Gökyüzü biraz daha aydınlanmıştı sanki ama yine de garip bir soğukluk, pus vardı. Bu sorun edilebilecek bir şey değildi bence. Sorun olsa kahvaltıda kaptan bizi uyarırdı, uyarmadığına göre fırtına tehlikesi yoktu. Birkaç saat sonra gökyüzünde parça parça bulutlar vardı. Birkaç bulutla fırtına çıkmaz diye düşündüm, içim rahatlamıştı artık. Ne de olsa Kaptan tecrübeli diye geçirdim içimden fakat yine de iyice rahatlamak için Kaptan Hayrettin Paşa’nın yanına gidip sordum:

– Bir sorun mu var?
-Sabah bir ara şüphelenmiştim ama sonra sorun olmadığına karar verip size bir şey söylemedim. Tabi şunu unutma, denizde fırtına riski hiçbir zaman sıfır değildir ama yine de endişelenmene gerek yok en azından şimdilik.
Gönül rahatlığıyla gidip yemeğimi yedim. Sonra kamaraya geçip kitap okudum. Sonra kitabı bırakıp adayı düşünerek uykuya daldım. Aylarca birbirinin tekrarı sabahlar, öğlenler ve akşamlar yaşadık. Üçüncü ayın sonlarına doğru sabah uyandığımda her zaman yaptığım gibi ilk güverteye çıkıp ada görünüyor mu diye ufka baktım. Geminin sivri ucuna geldim ve uzakta bir karaltı gördüm. Dürbünle bakınca ada olduğuna emin oldum. Çığlıklar atarak koşup Seyit Hoca’yı uyandırdım. Tabi diğerleri de çığlığımla kalkmışlardı. Seyit Hoca’ya bunun bizim ada olup olmadığını sordum, başıyla beni onayladı. Adaya giderek yaklaşıyorduk. Dürbünle baktım tekrar. Sanki bir kızıllık görüyordum. Adanın toprağı kızıldı galiba. Diğer tarafta da Seyit Hoca bakıyordu. Düşünceli bakıyordu, yanına gidip:
– Kızıllığı mı düşünüyorsunuz, diye sordum. Başını sallayarak onayladı. Ben de:
– Kızıl topraklı galiba, dedim.
– Yedi ay önce değildi, dedi. Ben de olağanüstü iyimserliğimle:
– Yedi ay içinde değişmiş olabilir mi toprağının rengi? Sonuçta yedi ay önce kıştı. Şimdi kavurucu bir yaz. Eğer böyle bir ihtimal varsa bu inceleme gerçekten ilginç olur.
Seyit Hoca da benim fazla iyimser olduğumu anlamıştı.
– Hayal gücün çok genişmiş. Ama ben olabileceğini düşünmüyorum. Eğer öyle bir şeyse-ki değildir- olağanüstü bir şey olurdu. Onun ne düşündüğünü sordum, yüzüme baktı ve:
– Emin değilim ama istemeden de olsa volkanın patlamış sevmedim. Kendi tahminime odaklandım ama haklıydı.
Saatler sonra neredeyse adaya iyice yaklaşmıştık, kızıllığın nedeni ortaya çıkmıştı: Volkan patlamıştı! Hayallerim suya düşmüştü. Gemiden inememiş adaya bakıyorduk çünkü volkan adanın tamamını kül ve lavlarla kaplamıştı ve hâlâ lavlar dağın en tepesinden adanın her tarafına nehir gibi akıyordu. Dizlerimin üstüne çöküp ellerimle yüzümü kapattım. Öylece biraz kaldıktan sonra kalkıp ”Volkanın dinmesini bekleyelim! Sonra araştırmaya başlayalım, lütfen!” diyecektim ama gemimiz daha adaya yanaşamadan kül olurdu, bir şey diyemeden kamarama döndüm. Geri dönüş için yeniden yola çıkmıştık. Yolculuğumuzun ikinci gününde her tarafı nereden geldiği belli olmayan bir sis kaplamıştı. Koca okyanusta hiç fırtına yaşamamıştık ama bu sis de neyin nesiydi? Hiçbir şey görünmüyordu. Neredeyse bir hafta bu şekilde yolculuk ettik. Sekizinci gün öğlene doğru Yağmur heyecanla gelip beni kamaramdan çıkardı, gözlerime inanamamıştım, sis gitmişti. Yağmur, eliyle işaret ettiği yere bakmamı istedi. Tarif ettiği yere baktım, heyecandan küçük dilimi yutacaktım. Karşımızda kocaman ada vardı! Seyit Hoca:
– Haritaları inceledim okyanusun bu bölgesinde böyle bir ada gözükmüyor, dedi heyecanla. Kaptan da gözlerine inanamıyordu. Yanaşıp uygun bir yerde demir attık. Adaya çıkıp çıkmama konusunda yaşanan tartışmanın hemen ardından heyecan, endişe ve korku karışımı duygularla araştırmayı yapacak herkes yavaş yavaş adaya indi, ben diğerlerinin aksine çok mutluydum.
Adaya vardığımızdan beri yaklaşık iki hafta geçmişti. İncelemeler bitmişti ve yeniden gemiye dönüyorduk. Yeni bir bitki ve o bitkiyle beslenen bir fare türü bulmuştuk. Şimdi evimize geri dönüyorduk. Ben aradığımı bulmuştum, bilim adına önemli bir görevi yerine getirmiş olmanın mutluluğuyla geriye dönüyorduk.

Bir Bilim Yolculuğu Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2025 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!