Geçmişin Çocukları Hikaye
“Geçmişin Çocukları Hikaye” okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Geçmişin Çocukları Hikaye
Güneşli bir havaydı. Gökyüzü ışıl ışıldı. Kuşlar, köpekler, kediler olup bitenlerden habersizce şenlendiriyordu sokakları… Etrafta üç beş insan alışveriş telaşındaydı. Bense balkonda oturmuş etrafı izliyordum. Elimde bir bardak ballı süt, önümde kâğıt kalemim, olup biteni düşünüyordum.
Yepyeni umutlarla, yeni bir yıla giriş yapmıştık. Herkesin farklı farklı beklentileri vardı… Kimi para istiyordu, kimi iyi bir iş, kimi sağlık, kimi şans. Hacı annem vardı mesela. Babamın anneannesi. Yaşını sorduğumuzda seksen beşten fazla bende bilmiyorum diyor. Bu yüzden ben de bilmiyorum kaç yaşında. Dizleri çok ağrıyor. Çok da iyi göremiyor. Bu yüzden bir ameliyat oldu. İkinci bir ameliyat daha olması gerekiyor ama biraz vakit geçmeliymiş. Bizde kaldığında çok mutlu oluyorum. Birlikte bir alışveriş merkezine gitmiştik çok şaşırmıştı. Hayatında ilk defa gitmişti böyle bir yere. Buranın hepsi bir kişinin mi diye sordu, gülüştük. Zümra, küçük kardeşim, hepimize çikolata dağıttı. Hacı anne benim şekerim var deyip almayınca, Zümra kulağıma “Hacı annede şeker de varmış.” dedi. Bunun bir hastalık olduğunu anlamadı. Ben annemlere anlatınca herkes kahkalar attı. Çok eğlenmiştik. Ben onu çok seviyorum. Onun iyi olmasını istiyorum. Anneannemin, babaannemin, dedemin, büyük babamın. Bütün sevdiklerimin, tüm insanların sağlıklı olmasını istemiştim yeni yılda. Çünkü sağlığımız yerinde olursa bütün sıkıntılar hallolur diye düşünüyorum. İsteklerimizin, dileklerimizin gerçekleşmesini beklerken büyük bir deprem oldu ülkemde. Yaşadığım şehirden uzaklarda oldu ama yüreğimde hissettim. Çünkü biz de yaşadık. Nasıl bir korku olduğunu iyi biliyordum. Haberlerden izliyorduk olup biteni. Hiç kimse evine giremiyordu. Hava soğuktu… Yakınlarını kaybedenler, evlerini kaybedenler… Çok zor günler yaşandı. Bu yaşananlar sağlığın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı. Ama hayat geride kalanlar için devam ediyordu.
Ben dördüncü sınıfa gidiyorum. Hayallerim yaşadıklarımdan daha fazla. Çünkü ben gerçeğe giden yolun hayallerden geçtiğine inanıyorum. Babam hep ‘Hayaller olmazsa, hayatlar yarım kalır’ der. Ben de dopdolu bir hayat yaşamak için hayaller kuruyorum.
Biz üç kardeşiz. Ben doğduğumda hastalanmışım. Annem de bana üzülmekten rahatsızlanmış. Şiddetli bir baş ağrısıyla hastaneye kaldırılmış. Menenjit demiş doktorlar. Zor günler geçirmiş. Annem anlatırken “Sen baş ağrısısın,” der. Küçük kardeşim dünyaya gediğinde de karnı ağrımış. Ona da “Sen karın ağrısısın” der, gülümser. Abim de anne ben ne ağrısıyım diye sorunca, “Sen de ilk göz ağrımsın” demiş. Abim: “Ben de gözünü mü ağrıttım?” diye sormuş. Anlamını öğrenince çok gülmüştük abime. Ben ortancayım. Annem de ortancam diye sever beni. Bu çiçeğin samimi duyguları ifade ettiğini söyler. Ben de hayallerimi yazıya dökerken en samimi kelimeleri seçerim.
Hayallerimde sınır yok benim. Bir uğur böceği, bir papatya, önemli bir gün ya da herhangi bir şey hayalimin başlangıcı olabilir. Mesela bu yıl için de kendimce büyük hayallerim vardı benim. En büyük hayalim ise okulumuzun bahçesinde yapılacak mezuniyet partisiydi.
İstediğim elbiseyi alabilmek için para biriktiyordum. Ona uygun ayakkabılar alacaktım, saçlarımı da yaptıracaktım. Arkadaşlarımla bol bol eğlenip danslar edecektim. O ne giyecek, elbisesi ne renk olacak, hangi müzikler çalacak… İlkokuldan mezun olacaktım, hem de iyi bir ortalama ile. Ailemin bana ne hediye alacağını düşünüyordum. Belki anneannem ve dedem de gelirdi mezuniyet partime. Onlar Ankara’da yaşıyorlar. O kadar heyecanlıydım ki. Ama bazen hayal ettiğimiz gibi olmuyor bazı şeyler.
Alınan bir karar ile bütün okullar kapanmış, evden eğitim dönemi başlamıştı. Hayaller eve sığar mıydı? Eğer hayatlar sığıyorsa, hayaller neden sığmasın?
Tam da böyle düşünürken bambaşka şeyler geldi aklıma.
Bu bizim için geçici bir süreçti. Ama bir de hiçbir şekilde dışarı çıkamayacak çocuklar vardı. Yürüyemeyen, gökyüzünü göremeyen, yeşilliklere dokunamayan, kuş cıvıltılarından mahrum kalan çocuklar. Kimsesiz kalmış, maddi yetersizlikler nedeniyle belki de hiçbir eğlence merkezine gitmemiş çocuklar. Böyle düşününce hayallerimde çok bencil davrandığımın farkına vardım. Evet, 23 Nisan tüm çocuklara armağan edilmiş bir bayram. Ben de bu bayramın bütün çocuklar tarafından büyük bir sevinçle kutlandığını hayal ediyorum.
Etrafta çocuk kahkahaları. Gökyüzünde rengârenk uçurtmalar. Her şehirde en büyük meydanlar çocuklara ayrılacak. İstanbul’da Yenikapı bayraklar ve balonlarla donatılacak… Her yerde ücretsiz oyun makineleri, isteyen istediğine binecek. Dondurmalar bedava olacak. Çocuklar pamuk şekere doyacak. Engellerin aşıldığı, eşitsizliklerin ortadan kalktığı, bütün çocukların neşe saçtığı bayramlar kutlanacak. İnanıyorum ki geçmişin çocukları, bugünün büyükleri buna imkân sağlayacak.
“Geçmişin Çocukları Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























