Konuşabilen Ağaç Hikaye
“Konuşabilen Ağaç Hikaye” okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Konuşabilen Ağaç Hikaye
O eski mahallenin yemyeşil park alanındaki tek ağaç… Ağaç ne demek? Bu ağaç gür dalları ve yemyeşil yaprakları ile herkesi kendine hayran bırakırmış. Kimisi bu ağacın dallarına salıncak asar kimisi sıcaklığında altına girer, oracıkta kestirirmiş. Şu son birkaç günde ağacın yaprakları sararmaya, dalları kurumaya başlamış. Böylelikle ağacın dalları salıncakları tartmaz, altına gireni serinletmezmiş. İnsanlar artık bu ağaç onları mutlu etmediği için yanına bile yaklaşmaz olmuşlar. Ağaç da artık sevilmediği için yok olmaya yüz tutmuş. Ama kimse de gidip bu ağacın nesi var diye Ali’ye sormamış. Ali, bu ağacın koruyucusuymuş; birisi gelip ona zarar vermek istediğinde ilk önce uyarır, uymayanları ise gün boyu not tutar akşamları muhtara teslim edermiş. Muhtar da bu kişileri önce Ali gibi uyarır, eğer kurallara uymazlarsa ailelerine söylermiş. Aileleri onu, bu konu hakkında bilinçlendirmezse, Muhtar tüm aile bireylerini kişi başı üç fidan dikmekle cezalandırırmış.
Ali de ağaca ne olduğunu bilememiş. Yanına gider saatlerce onunla konuşurmuş ama nafile… Ağacın ona cevap vermeyeceğini kendisi de bilirmiş. Hâlbuki hiç kimsenin ona zarar verdiğini görmemiş. Günler geçmiş, Ali her gün ağacın bakımını yapmış, yanına gidip ona kitap okumuş. Hatta ona şarkı bile söylemiş.
Bir gün Ali ağaca “Canım ağacım, ne oldu sana böyle, kim sıktı canını?” demiş. Ağaç birden dillenmiş: “Neden kimse bana bir isim vermedi Ali? Neden bana hiç kimse bir günden bir güne teşekkür etmedi? Bir de şimdi neyin var diye soruyorsun!” demiş. Ali donakalmış. Ağacın gözleri, burnu, ağzı varmış; üstelik konuşuyormuş da. Ali ne diyeceğini bilememiş. Daha sonra: “Seninle bir anlaşma yapabiliriz ama bir şartım var,” demiş. Ağaç “O her neyse yapmaya hazırım, yeter ki artık benim de bir adım olsun.” demiş. Ali şartını söylemiş: “Eğer eskisi gibi yemyeşil yapraklarını, güçlü dallarını yerine getirirsen biz de sana tüm mahalleli olarak bir isim vereceğiz.” Ağaç birden yüzünü düşürmüş ve Ali’ye: “Ama ben bile isteye bu hâle gelmedim ki…” demiş. Ali’nin gözleri fal taşı gibi açılmış:
“Ne demek istiyorsun sen canım ağacım? Kim yaptı sana bu kötülüğü?” Ağaç, “Geceleri biri gelip gövdeme bir şeyler sürüyor; ama tabii ki sadece bu yüzden böyle olmadım. Bir ismimin olmaması da bu hale gelmemde bir etken…”
“Peki, kim olduğunu görebildin mi?” diye sormuş Ali. Ağaç “Hayır. Ama ne erkeğe ne de kadına benziyordu. Erkeklerin saçından uzun, kadınların saçından kısa bir saçı vardı. Gece olduğu için sadece saçlarını görebildim.” Ali: “Başka bir şey göremedin mi?” demiş ağaca. Ağaç, “Gözlükleri vardı ve boynunda bir çizik…”
Ali, bu kişinin kim olduğunu tahmin edebiliyormuş ama pek de emin değilmiş. Ağaca saat kaç gibi geldiğini sormuş ve ağaç: “Sen gittikten yarım saat sonra demiş.” Ali’nin ne düşündüğünü merak ediyormuş Ağaç, sormadan duramamış: “Ne düşünüyorsun Ali?” Ali: “Onu yarın akşam takip edeceğim ama senin de yardımına ihtiyacım var.” demiş. Ağaç “Nedir o?” diye sormuş. “Senin dallarından birine kameramı bağlayacağım ve elimde delil olmuş olacak. Böylece onu muhtara şikâyet edebileceğiz. Muhtar da ona gereken cezayı verecektir. Şimdi eve gidip anneme biraz daha geç geleceğimi söyleyeyim ve bu sırada kameramı da alırım.” demiş ve ağaca el sallayıp eve doğru koşmaya başlamış.
Ali eve geldiğinde ilk önce annesinden izin almış. Sonra, yalandan, “Bir tuvalete gideyim.” demiş. Bu sırada kamerasını almaya gitmiş. Annesine kamerasını alacağını söylese izin vermeyeceğini biliyormuş. Odaya girmiş ve kamerayı alıp dışarı çıkmış. Evin altındaki malzeme odasına girmiş ve oradan bir buçuk metre uzunluğunda bir ip alıp parka koşmuş.
Parka geldiğinde kamera ve ipi bir bankın üstüne koyup yakınlardaki oduncu Kamil amcanın yanına gitmiş ve ondan bir kütük istemiş. Kamil amca kütüğü getirdiğinde Ali’nin bunu taşıyamayacağını anlamış ve çırağına el arabasını uzatarak “Hadi Ali’ye yardım et!” demiş. Çırağı “Seve seve ustam!” diyerek Ali’yi takip etmeye başlamış. Parka geldiklerinde ağacın yanına koydurmuş kütüğü ve ona biraz beklemesini söylemiş. Banka gidip kamera ve ipi almış, kütüğün üstüne çıkıp kamerayı ağaca bağlamış ve kayda tıklamış. Çırağa teşekkür ederek ona daha ihtiyacı olmayacağını söylemiş.
Ali ağaca: “Sakın ama sakın ben buraya gelene kadar konuşma olur mu?” demiş. Ağacın yanından bakıldığında görünemeyeceği bir yere saklanmış.
Hava kararmaya başlamış ve o malum kişi gelmiş. O kişi Ali’nin tahmin ettiği kişiymiş: Harun. Ali, sesini çıkarmadan Harun’un arkasına kadar gelmiş ve omzuna iki defa dokunmuş. Harun soğukkanlı bir şekilde arkasına dönmüş.
Ali “Ne yapıyorsun sen Harun?” demiş. Yanında duran kutuyu eline almış. Kahverengi bir kutu boyaymış. Ali “Yazıklar olsun sana Harun!” demiş. Harun sanki haklıymış gibi yüksek sesle: “Neden sensin bu ağacın koruyucusu? Kimseye sormadan seni yaptılar. Koruyucu neden beni değil de seni yaptılar?” demiş. Haklı olarak Ali’nin gururu kırılmış.
– Neden bilmiyorum, ama ben bu ağacın tohumu şu toprağa ekildiğinden beri ona sahip çıkıyorum. Sen de yapsaydın benim yaptıklarımı belki beni değil de seni yaparlardı. Madem bu ağacın koruyucusu olmak istiyordun neden ona zarar veriyorsun?
– Belki senin yüzünden, sen ağacı korumadın diye ağacın kuruduğunu düşünürler diye yapıyorum. Tabii ki ben de seviyorum ağacı.
Ali şöyle bir gülümsemiş ve “Sana bir sır vereyim mi Harun?”. “Tabii ki çok mutlu olurum.” demiş Harun. Ali de “Belki o zaman ağaç seni affedebilir, belki ben de o zaman seni affederim ve seni muhtara şikâyet etmem. Ayrıca beraber yaparız ağacın koruyuculuğunu.” demiş. Harun “Ağaç beni nasıl affedebilir ki?” demiş. Ali şimdi görürsün diyerek “Canım ağacım, hadi beni seviyor musun, söyle!” demiş. Ağaç “Evet” deyince Harun buz kesilmiş. Ardından ağaç gözlerini de açmış. Ağaç “Senden bunu beklemezdim Harun, beni yanılttın. Ama beni de gerçekten sevdiğini bilmiyordum.” demiş. Harun “Peki beni affedebildin mi?” demiş. Ağaç da “Affettim, ama umarım bana bir daha zarar vermezsin. Ali de seni affederse benim koruyuculuğumu beraber yapın.” demiş. Ali “Tabii ki affettim.” demiş. Ağaç da Ali’ye dönüp göz kırpmış ve “Umarım bana mahalle olarak bir isim koymayı unutmazsınız. Yoksa ben hiç iyileşmem.” demiş. Harun ne oluğunu anlayamamış ve Ali ona tüm olayı anlatmış. Üçü birden kendilerine “Süper Koruyucu” ismini vermişler. Ali ve Harun ağacın koruyucusu, ağaç da doğanın koruyucusu olduğu için bu ismi vermişler. Ali, Harun’dan bu sırrın aralarında kalmasını istemiş.
Sabahın erken saatlerinde Ali, direkt muhtarın yanına gitmiş ve tüm mahalleliyi parkta toplamasını istemiş. Muhtar, öğle saatinde herkesi toplamış ve Ali ile Harun ağaca bir isim koymak istediklerini söylemişler. Herkes ortaya bir fikir atmış ve en sonunda ağacın ismi “OYUK BUDAKLI KAHRAMAN” olmuş. Ali ile Harun, Oyuk Budaklı Kahraman’ın sonsuza kadar koruyucusu olmuşlar.
“Konuşabilen Ağaç Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























