Kitap Cevapları TIKLA
Test Çöz TIKLA
sınıf 1 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 2 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 3 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 4 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 5 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 6 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 7 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 8 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 9 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 10 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 11 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 12 Ders Kitapları ve Cevapları
Google Play Uygulama
Hikaye

Maden Deresi Hikaye

Test Çöz Sayfası

Maden Deresi Hikaye” okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Maden Deresi Hikaye

Defne, 17 yaşında lise son sınıf öğrencisiydi. En iyi arkadaşları Ayşe, Ali ve Mert ile birlikte yeni yerler görmeyi ve araştırma yapmayı seviyordu. Yaz tatili gelmişti. Karnelerinde zayıf yoktu. Bunu kutlamak için bir çay bahçesine gittiler.
Defne:
– Arkadaşlar, yaz tatili için bir kamp yeri araştıralım, dedi.
Hemen telefonlarından ve tabletlerinden araştırmaya başladılar. Ali biraz sonra:
– Buldum, diye, bağırdı. “Bence Maden Deresi olsun.” dedi ve anlatmaya başladı:
“Maden Deresi, Sakarya ilinde Osmanlı zamanında Fransızlar tarafından altın madeni olarak işletilmiş sonra da terk edilmiş. Bugün o zamandan kalan maden tünelleri ve mağaralar bulunmakta. Sık ormanın içindeki dere ismini bu madenden almış. Maden Deresi’nde iki adet şelale var. Şelalenin arkasında 15 metre yüksekliğinde Cenevizlilerden kalma set var.”
Hepsi heyecanlandı, farklı bir macera olacağını düşündüler. Kamp için gerekli malzemeleri paylaştırıp görev dağılımı yaptılar. Mert:
-Evlere dağılıp hazırlanalım, dedi.
Herkes evlerine dağıldı.
Defne: Not defteri, kalem, el feneri, çadır ve iki uyku tulumu aldı.
Ayşe: İki battaniye, kafa feneri, kamp araç gereçleri ve iki telsiz aldı.
Ali: İki battaniye, el feneri, çadır, ateş için malzeme ve iki uyku tulumu aldı.
Mert: İlk yardım malzemesi, halat, kafa feneri, yiyecek, içecek ve havai fişek aldı.
Defne, evde Maden Deresi’nin haritasının dökümünü aldı. Ulaşım için yol bilgilerini ve dikkat etmeleri gereken konuları not defterine kaydetti.
Adapazarı’na ulaşım için treni kullanacaklar ve daha sonra bisikletleri ile Maden Deresi’ne gideceklerdi. Sabah saat 06.30’da okulun kapısında buluştular. Bisikletleri ile saat 07.00’de kalkacak olan trene yetişmek için hareket ettiler.
2.BÖLÜM: Kampta 1. Gün
İki saat süren yolculuktan sonra saat 09.00’da Adapazarı’na ulaştılar. Trenden indiklerinde onları Defne’nin Adapazarı’nda yaşayan teyzesi Gülten Hanım karşıladı. Gülten Hanım onlara yolda yemek için sandviç hazırlamıştı. Defne sandviçleri alıp, çantasının ön gözüne koydu.
Defne:
– Artık yola çıkmalıyız, dedi.
Teyze ile vedalaşıp, çantalarını sırtlarına aldıktan sonra bisikletleri ile yola koyuldular. Bir saate yakın otoyolda ilerledikten sonra orman yoluna saptılar. Orman yolunda sırtlarında çanta, bisikletleri ile ilerlerken çok zorlandılar. Bir süre sonra tatlı bir sincap gördüler. Sincap sanki onlara yol gösteriyormuş gibi önlerinde ilerlemeye başladı. Sık ağaçlarla kaplı, kıyısında dere akan tepenin eteğine geldiler. Yol ağaç kütükleriyle kaplıydı. Bu nedenle bisikletlerini ellerine alarak yürümek zorunda kaldılar. Orman hayvanlarının birbirine karışan sesleri ve su şırıltıları eşliğinde yollarına devam ettiler. Ormanın sıklığından gökyüzü görülemez olmuştu. Düzgün bir orman yoluna ulaştılar. Yol arkadaşları sincap ortadan kayboldu. Bisikletleri ile ormanın içinde devam ettiler. Bir saatlik yolculuktan sonra üç tarafı yüksek tepeler ve sık ormanlarla kaplı kenarından dere akan muhteşem güzellikte düzlük bir alana ulaştılar. Kamp için en uygun alanın burası olduğu konusunda fikir birliğine vardılar. Aralarında hemen görev dağılımı yaptılar. Defne ve Mert, çadır kurup eşyaları yerleştirecek, yürüyüş için malzemeleri hazırlayacaktı.
Ayşe ve Ali, odun toplayıp ateşi yaktıktan sonra, yemek hazırlayacaktı.
Yarım saat içinde iki çadır kurulup malzemeler yerleştirildi, küçük bir odun yığını yapılıp ateş yakıldıktan sonra yemekler hazırlandı. Yemeklerini yerken yanlarına uzun boylu, zayıf, yaşlıca, uzun saçlı ve sakallı esrarengiz bir adam geldi. Adam buraya neden geldiklerini ve ne kadar kalacaklarını sordu. Çocuklar iki gece kalmayı planladıklarını, şelaleye yürümek ve maden tünellerini görmek istediklerini söylediler. Esrarengiz adam bunun üzerine anlatmaya başladı:
– Şelaleye dere yolundan gitmeniz daha güvenli olur.
Dağ yolundan maden tünellerini geçerek de şelaleye ulaşabilirsiniz. Dağ yolu biraz daha tehlikelidir. Güvenlik önlemlerinizi almalısınız. Gece kalacaksanız bol miktarda yakacak odun toplamalısınız, dedi.
Dere ve dağ yoluna nasıl ulaşacaklarını tarif ederek yanlarından ayrıldı. Çocuklar olanlara çok şaşırdı. Getirdikleri haritadan da kontrol ederek dere yolundan gitmeye karar verdiler. Sırt çantalarına halat, ilk yardım malzemesi, iki telsiz, yiyecek ve içeceklerini doldurdular. İçlerine mayolarını, üzerlerine şort ve tişörtlerini, ayaklarına su ayakkabılarını giyerek yürüyüşlerine başladılar.
Ormanın içinden yürüyerek dereye inecekleri en uygun yeri aramaya başladılar. Bir süre sonra kıyının yüksekliği azalmaya başladı. Mert eline uzun bir sopa alıp en öne geçti.
Mert:
– Haydi, suya girelim, dedi.
Su, ayak bileklerine geliyordu ve çok soğuktu. Suyun içinde büyük kayalar ve ağaç kütükleri vardı. Bir süre sonra su dizlerine gelmeye başladı.
Mert:
– Artık daha dikkatli olmalıyız, dedi
O sırada Ayşe’nin ayağı kaydı. Düşerken arkasındaki Ali kolundan yakalayarak düşmesini önledi. Önlerinde büyük bir ağaç kütüğü vardı, ilerleyemiyorlardı. Mert ağacın üzerine tırmandı. Yanındaki halatı aşağı uzatarak arkadaşlarını yukarı çekti. Su artık omuzlarına geliyordu. Suyun içinde yürümekte zorlanıyorlardı. Tekrar suyun kıyısında yürümeye başladılar. Önlerinden bir tavşan zıplayarak geçti. Çok sevindiler.
Düz, taşlık bir yola geldiler. Dağ yanlarında gökyüzüne uzanıyordu. Ağaçlar gökyüzünü kapatıyordu. Taşlık yolda ilerlerken tekrar derenin kıyısına ulaştılar. Suda balıklar yüzüyordu. Mert sopayla kontrol ettikten sonra tekrar suya girdiler. Su bellerine geliyordu. Sonunda ileride şelaleyi gördüler. Tişörtlerini çıkarıp mayoları ile suya atladılar. Suda ilerleyerek şelalenin altına kadar geldiler. Su yere çok sert aktığı için canları acıdı. Suyun altında duramadılar. Suda uzun bir süre eğlendikten sonra üzerlerini giyinip kamp alanına dönmek için yola koyuldular. Hava kararmaya başlarken kamp alanına ulaştılar. Hemen aralarında görev dağılımı yaptılar. Ayşe ve Ali odun toplamaya, Mert ve Defne ateş yakıp yemek hazırlamaya başladılar.

Ali’nin aklına sabahki esrarengiz adamın dedikleri geldi. Bu nedenle kocaman bir odun yığını yaptılar. Hava iyice karardı. Hep birlikte yemek yemeye başladılar. O sırada ormandan çakal ve kurt sesleri gelmeye başladı. Çok korktular.
Defne:
– Korkmayın! Yabani hayvanlar ateşe ve sese gelmez, dedi.
Ali hemen getirdikleri havai fişeklerden patlattı. Geceleyin ateşin sönmemesi için sırayla nöbet tutmaya karar verdiler. Hava çok soğuktu. Sırtlarına battaniyelerini alıp ateşin başında günü değerlendirdiler. Ateşte mısır ve marshmallow yaptılar. Uykuları geldi. Ali, ilk nöbeti tutmaya gönüllü oldu. Defne ve Ayşe kendi çadırlarına, Mert diğer çadıra uyumaya gitti. Sabaha kadar sırayla ateşi söndürmeden ve havai fişek atarak nöbet tuttular.
3.BÖLÜM: Kampta 2.Gün
Son nöbeti Defne tuttu, yavaş yavaş sabah oldu. Defne arkadaşlarını uyandırmadan önce kahvaltıyı hazırladı. Arkadaşları sırayla uyandı. Gece olanlar konusunda şaşkınlardı. Güzelce kahvaltılarını yaptılar sonra Defne haritasını açtı. İyice incelediler. Hep birlikte dağ yolundan madenlere gitmeye karar verdiler. Mert ve Ali ateşi söndürüp, eşyaları topladı. Ayşe ve Defne çantaları hazırladı. Yanlarına halat, el ve kafa feneri, ilk yardım malzemesi, telsiz, su ve yiyecek aldılar.
Mert uzun bir sopa alarak grubun önünde dağa doğru yürümeye başladı. Sık ormanın içinde dağ yolunda yokuş yukarı ilerlediler. Uzun bir yürüyüşten sonra ilk maden tünelinin girişine geldiler. Kafa fenerlerini açarak tünele giriş yaptılar. Tünel dar olduğu için tek sıra hâlinde ve eğilerek yürümek zorunda kaldılar. Karanlıkta on beş dakika ilerledikten sonra açık bir alana ulaştılar.
Mert bağırdı:

– Dikkatli olun aşağısı uçurum!
Hepsi açık alana geldiler. Çok yüksekte olduklarını anladılar. Dışarıda büyük kayalıklar, yüksek ağaçlar ve yaklaşık yüz elli- iki yüz metre aşağıda maden deresi görünüyordu. Muhteşem manzarayı bir süre seyrettikten sonra tünelde yürüyüşlerine devam ettiler. Tünel gittikçe daraldı. Bu nedenle dizlerinin üzerinde ilerlediler. Bir süre sonra Mert:
– İleride ışık görüyorum. Biraz sonra tünelden çıkacağız, dedi.
Sonunda tünelden çıktılar. Herkes bulduğu bir kayaya oturup suyunu içti. Kısa bir moladan sonra yola koyuldular. Yolda Ali’nin ayağı kaydı. Tam aşağı düşerken bir dala tutunarak düşmekten kurtuldu. Ayşe ve Mert onun kollarından tutarak ayağa kalkmasını sağladılar. İlerledikleri yol daralıyordu. Sadece bir insanın geçebileceği genişlikteydi. Yolun sol tarafında duvar gibi dağ yükseliyordu. Sağ tarafı ise uçurumdu. Tek sıra hâlinde yürüyüşlerine devam ettiler. Ağaçların arasından ikinci tünelin girişini gördüler. Kafa fenerlerini açıp tünele giriş yaptılar. Bu tünel oldukça geniş olduğundan ikili hâlde yürüyebiliyorlardı. Kafalarının üzerinden sürü hâlinde yarasalar geçti. Korktular ve kendilerini korumak için yere oturup kafalarını eğerek bir süre beklediler. Sonra yürüyüşlerine devam ettiler.
İleride tünel iki yola ayrılıyordu. Telsiz ve kafa fenerlerini paylaşıp, Mert ve Defne tünelin sağ yolundan, Ali ve Ayşe ise tünelin sol yolundan ilerlemeye devam ettiler. Ali ve Ayşe kısa bir süre sonra tünelden çıkıp açık alana ulaştılar. Mert ve Defne çok geniş ve yüksek bir mağaraya ulaştılar. Mağaranın içinde tren rayları ve vagonları gördüler. Burasının eski bir maden deposu olduğunu düşündüler. Bu nedenle çok heyecanlandılar. Mağarada yürürken Ali’nin telsizinden sesi duyuldu.
Ali:
– Biz tünelden çıktık, neredesiniz?

Mert:
– Biz bir mağaraya ulaştık. Çıkış yolu arıyoruz, dedi.
Mert ve Defne mağaranın sonunda dar bir tünele girdiler. Dizlerinin üzerinde ilerleyerek on dakika yol aldıktan sonra çıkışa ulaştılar.
Mert ve Defne, Ali ve Ayşe’nin bulundukları noktanın yüz metre ilerisinden dışarı çıktılar. Telsiz ile haberleşip buluştuktan sonra yollarına devam ettiler. Düz bir orman yoluna ulaştılar. Ormanda ilerlerken karşılarına bir dere çıktı. Dere derin değildi. Dereyi takip ederek şelalenin aşağıya aktığı yere geldiler. Nehirden ormanın içine doğru yürümeye başladılar. Hepsi suya girdi. Su çok soğuktu. Ayşe soğuktan etkilendiğinden sudan çıktı ve yerlerdeki taşlardan koleksiyon yapmak için ilginç, değişik taşlar toplamaya başladı. Tekrar geri dönerek nehrin aşağı aktığı yere geldiler. Kıyıda, açık alanda getirdikleri yemekleri yediler.
Mert:
– Artık geri dönüşe başlayalım. Karanlığa kalacağız, dedi.
Geri dönerken Ali ve Ayşe büyük mağarayı, tren raylarını ve vagonları görmek istedi. İlk girişten tünele giriş yaptılar. Tünele girdikten bir süre sonra kafa fenerlerinin pili bitti.
Bu nedenle el fenerlerini çıkarmak zorunda kaldılar. Geniş mağaradan geçerek tünelden çıktıktan sonra taşların üzerine oturup su içerek bir süre dinlendiler. Güneş yavaş yavaş batıyordu. Gece karanlıkta tünellerde ve ormanda vahşi hayvanlarla kalmamak için hızlı hareket etmeye karar verdiler.
Dar dağ yolunda dikkatli bir şekilde tek sıra hâlinde ilerleyerek ilk tünele geldiler. Dar olan bu tünelde eğilerek ve diz üstünde ilerleyerek çıkışa ulaştılar. Karınları çok acıktı. Çantanın içinde yiyecek aradılar ama bulamadılar. Defne çantanın ön gözünü karıştırırken eline teyzesinin yol için verdiği sandviçler geldi. Sandviçleri bitirdiklerinde hava iyice hayvan sesleri gelmeye başladı. Çok korktular.
Adımlarını hızlandırdılar. Hava tamamen karardığında kampa ulaştılar. Ali’nin aklına gece için lazım olan odun geldi ama hava tamamen karardığından odun toplayamazlardı.
Ne yapacaklarını düşünürken yanlarından odun yüklü bir kamyonet yaklaştı. Kamyondan esrarengiz adam indi. Birbirlerine bakıp olanlara anlam veremediler. Odunları yere yığıp hemen ateş yaktılar. Defne ve Ayşe yemek hazırladı.
Ali ve Mert eşyaları toplayıp gece hazırlığı yaptı. Esrarengiz adamı yemeğe davet ettiler. Çocukların çok şaşırdığını anlayan esrarengiz adam yemekte kendini tanıtmaya başladı:
Benim adım Ahmet. Emekli çocuk doktoruyum. Eşim Elif ile birlikte derenin karşısındaki evde yaşıyoruz. Eşim emekli ilkokul öğretmeni. Kızım Zeynep yurt dışında tıp okuyor. Kamp kurduğunuz bu alanın ve derenin karşısındaki toprakların sahibiyiz. Biz, muhteşem güzellikteki Maden Deresi’ni ve çevresini korumaya çalışıyoruz. Çöpleri topluyoruz, yangın çıkmaması için kamp ateşlerini söndürüyoruz, ağaçların kaçak kesilmesini engelliyoruz, derenin kirlenmemesi için önlemler alıyoruz. Kampa, doğayı ve madenleri görmeye gelen insanlara yardımcı oluyoruz, onları bilgilendirip, yönlendiriyoruz, dedi.
Çocukların şaşkınlığı daha da arttı. Ahmet Amca onlara tebessüm etti. Yemekten sonra,
Ahmet Amca:
– İyi geceler, deyip yanlarından ayrıldı.
Hava çok soğuktu. Sırtlarına battaniye alıp ateşin başında günü değerlendirdiler. Bir süre sonra kurtların uluma sesi duyuldu. Ali hemen son havai fişekleri attı. Ateşin sönmemesi için sabaha kadar nöbet tutmaları gerekiyordu. Ayşe ilk nöbeti tutmaya karar verdi. Diğerleri uyumak için çadırlarına gittiler.

4.BÖLÜM: Kamptan Dönüş
Son nöbeti tutan Mert, arkadaşlarını uyandırmadan kahvaltıyı hazırladı. Bir süre sonra herkes uyandı. Güzelce kahvaltılarını yaptıktan sonra dönüş hazırlığına başladılar. Ali ve Ayşe ateşi söndürüp, çadırları topladılar. Mert ile Defne eşyaları toplayıp, çantaları hazırladı. Bütün işler bittikten sonra çevre temizliği yaptılar. Ahmet Amca ve Elif Teyze ile vedalaşmaya karar verdiler. Çantalarını sırtlarına alıp bisikletleri ile yola koyuldular. Nehirden karşıya geçmek için yol ararken bir köprüye rastladılar. Köprüyü geçtikten sonra ileride, ağaçların arkasında bir ev gördüler. Eve gidip kapıyı çaldılar. Kapıyı kendi yaşlarında bir kız açtı.
– Merhaba! Ahmet Amca’nın evi burası mı? diye sordu.
Kapıyı açan kız:
– Evet, burası, Ahmet Amca benim babam. Adım Zeynep, dedi.
ile birlikte geri döndü. Ahmet Amca çocukları görünce çok sevindi.
Ahmet Amca:
– Dün akşam kızım Zeynep yurt dışından yaz tatili için döndü. Sabah da siz ziyaretime geldiniz. Bu yüzden çok mutluyum, dedi.
– Tüm yardımlarınız için teşekkür ederiz. Sizi unutmayacağız, dedi.
Vedalaştıktan sonra bisikletlerine binip yollarına devam ettiler. Bisikletleri ile ormanın içinde bir süre yol aldıktan sonra kampa gelirken gördükleri sincabı yine gördüler. Sincap bu sefer onlara dönüş yolunu gösteriyor gibiydi. Sincap önde yollarına devam ederken ormanda ağaç kütükleriyle kaplı bir yola ulaştılar. Bu nedenle bisikletleri ellerinde yollarına yürüyerek devam ettiler. Yol düzeldikten sonra bisikletleri üzerinde uzun bir süre gittiler. Otoyola az bir mesafe kala sincap ortadan kayboldu. Otoyolun kenarından dikkatli bir şekilde ilerleyerek öğle saatlerinde Adapazarı’na ulaştılar.
Trenin kaçta kalkacağını öğrenmek için istasyona gittiler. İstanbul’a ilk tren akşam 21.30’daydı. Biletlerini alıp Gülten Teyze’nin evine gittiler. Gülten Teyze onları kapıda görünce çok sevindi, hemen içeri davet edip, yemek hazırladı. Çocuklar temizlenip, üstlerini değiştirdikten sonra yemeğe oturdular. Yemekte kampta ne yaptıklarını, başından geçenleri, maden tünellerini ve esrarengiz adamı anlattılar. Gülten Teyze anlatılanlara çok şaşırdı. Tren saatine kadar dinlendiler. Tren saati yaklaşırken Gülten Teyze ile vedalaşıp tren istasyonuna gittiler. Trende koltuklarına oturduktan sonra tabletlerine ve telefonlarına bakmaya başladılar. Tren İstanbul’a doğru yol alırken, Ali:
– Buldum! diye, bağırdı.
Defne:
– Yine ne buldun? diye sordu.
Ali:
– Gelecek sefer gideceğimiz yeri buldum, dedi.
Hep birlikte:
– Neresi? diye sordular.
Ali:
– Adam Kayası, dedi.

Maden Deresi Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2025 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!