Kitap Cevapları TIKLA
Test Çöz TIKLA
sınıf 1 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 2 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 3 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 4 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 5 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 6 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 7 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 8 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 9 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 10 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 11 Ders Kitapları ve Cevapları
sınıf 12 Ders Kitapları ve Cevapları
Ders ve Çalışma Kitabı Cevapları
Hikaye

Renkostar Hikaye

Google Play Uygulama

Renkostar Hikaye” okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.

Renkostar Hikaye

Açelya, üç kardeşin en küçüğüydü. “Evin bilgesi” derlerdi ona. Farklı düşünen, farklı hayaller kuran bir çocuktu o. Üç katlı büyük bir evleri vardı. Birinci katın girişinde sağda banyo ve lavabo, solda mutfak, biraz ileride sağda yemek odası, solda salon ve ileride sağda çalışma odası vardı. Tabi önünde de merdiven.
İkinci katın girişinde sağda banyo, solda lavabo, ileride sağda ablası olan Suna’nın, solda ise abisi olan Toprak’ın odası vardı. Biraz ileride sağda Açelya’nın, solda ise ebeveynlerinin odası vardı. Tabi tekrar merdiven…
Şimdi en garip yer olan çatı katına geçeceğiz. Bir çatı ne kadar garip olabilir demeyin. Eğer bu katın sahibi Açelya’ysa hazır olun. Burayı çok istemesi üzerine ailesi Açelya’ya vermişti. Açelya’dan başka kimse giremiyordu. Çünkü anahtarı ondaydı ve kimseyi de içeriye almaya niyeti yoktu. İçeride nelerin olduğunu merak ediyorsunuz değil mi? Artık açıklama vakti geldi.
Açelya uzaylıların varlığına inanıyordu. Açelya burada araştırmalarını yapıyordu. Etrafı cam olan bu yerde iki kitaplık, uzaylılar ve canavarlarla ilgili birçok kitap, bir teleskop -bu teleskobu küçüklüğünden beri biriktirdiği kendi parasıyla ve biraz da ailesinin yardımıyla almıştı- ve bir de upuzun bir tezgâh vardı. Arkadaşları olan Beril, Derin, Çiçek, Ayaz ve Rüzgâr’la bile paylaşmamıştı. Ama çok yakında Çiçek’le paylaşmayı düşünüyordu. Çünkü daha fazla içinde tutamayacak gibiydi. Hepsiyle okulda tanışmıştı ve mahalleleri de aynı olunca sıkı fıkı arkadaşlar olmuşlardı. Kimse birbirinden bir şey saklamazdı. Ailesiyle de iyi geçinirdi fakat uyurken, uyanınca, yemekteyken, okuldayken, dersteyken bile uzaylıları ve araştırmalarını düşünüyordu. Ailesi her zaman onu böyle görmeye başlayınca çatı katını Açelya’ya vermenin kötü bir karar olduğunu düşündü.
Sabah olmuştu. Açelya okula gitmek için hazırlanıyordu. Aklında yine uzaylılar vardı. Aşağıdan gelen, “Kahvaltı hazır çocuklar.” sesiyle kendine geldi. Yemekte yumurta vardı. Çocukların gelişimi için önemli bir protein kaynağı olduğunu biliyordu. Yumurtayı sevmiyordu fakat gelişimi için önemliydi bu yüzden yiyecekti. Bir insanın yumurta sevmemesi ablasını hem şaşırtıyor hem de kızdırıyordu. Abisi ise sadece okula gitmeyi düşünüyordu. Çünkü gerçekten abisi kadar okulu seven kimseyi görmemişti. Yemeğini yedi ve kapının çaldığını duydu. Hızla aşağı indi ve arkadaşlarının onu beklediğini gördü. Ablası ve abisi ortaokula gidiyordu ve o yüzden çoktan gitmiş olurlardı. Açelya ise daha ilkokuldaydı. Ama mutluydu. Annesine söyleyip hemen dışarı atıldı. Sabah erken kalkmayı her çocuğun aksine seviyordu. Ve erken yatmayı da… Okul yolu pek uzun değildi, bu yüzden yürüyerek arkadaşlarıyla gidiyordu. Derin düşüncelere dalmıştı. “Acaba uzaylıları çağırmak için bir müzik mi gerekiyordu?” diye düşündü.
Bu müziğin notalarını düşünürken arkadaşlarının ona seslendiklerini bile fark etmemişti. “Hey dostum!” “Dünyadan Açelya’ya dünyadan Açelya’ya”. Derin’in ona dokunmasıyla kendine geldi.
Okula geldiklerinde zil çalmıştı. Hızla derse girdiler. Açelya ve arkadaşları dersteyken annesi ve babası onun için ne yapabileceklerini düşünüyorlardı. Çünkü onu böyle mutsuz görmek hiç de hoşlarına gitmiyordu. Annesi “Ona biraz daha zaman tanıyalım eğer hâlâ üzgün olursa …” diyebilmişti sadece. Baba onun sözünü şöyle tamamladı:

“Oranın anahtarını ondan isteriz.” “Ya vermezse” dedi annesi. “O zaman biz almak zorunda kalırız.” dedi ve konuşmayı bıraktılar.
Açelya’nın okulu bitmişti. Bugün cumaydı. İstiklal Marşı’nı okuyup eve geldi, yemeğini yedi ve arkadaşlarıyla oynayabilmek için annesinden izin aldı. Annesi ona şöyle cevap verdi: “Sakin ol kızım daha üstünü bile değiştirmemişsin. Önce güzelce dinlen, üstünü başını giy, sonra çıkarsın. Çıkmadan önce bana haber vermeyi unutma!”, “Tamam anne, teşekkür ederim.” dedi ve annesini öpüp odasına çıktı. Annesi onun çatıya değil dışarıya çıkmaya gittiği için mutluydu. Sanırım Açelya’nın arkadaşlarının ailelerine de söyleyecekti. Belki arkadaşları onun ağzındaki baklayı çıkarmasına yardımcı olurlardı. Açelya arkadaşlarına “Parkta buluşuruz, size söylemem gerek çok önemli bir şey var.” demişti. Hemen hazırlanıp dışarı çıktı. Çıktığında tam kapıyı çalmakta olan Çiçek’i gördü. Zaten ona yolda söylemeyi düşünüyordu. Söze şöyle başladı “Çiçek sana parka gitmeden söyleyeceğim.” Çiçek heyecanlanmıştı. “Tabi hemen söyle. “Çiçek ben uzaylıların var olduğuna inanıyorum ve bununla ilgili çatı katında araştırmalar yapıyorum.” dedi bir çırpıda.
O kadar hızlı söylemişti ki Çiçek daha algılayamadan “Sence saçma mı?” diye sordu. Çiçek biraz düşündükten sonra “Biliyor musun bence çok da garip bir şey değil, istersen ben de araştırmalarında sana yardımcı olabilirim ama senin kadar uzaylılara inanacağımı düşünmüyorum. Bunun yanında düşüncelerine saygı duyuyorum.” dedi.
Açelya’nın yol boyunca içi içini yiyordu. Yine de parka varana kadar sakin kalmaya çalışıyordu. Sonunda parka vardılar. Açelya herkesi orada görünce derin bir nefes aldı ve pat diye “Ben uzaylılarla alakalı araştırma yapıyorum” dedi. Sonra Derin söze girdi: “Ne, pat diye denir mi bu?” Çok şaşırmış olacak ki devamını getirmedi. Bu arada söze Ayaz girdi.
“Çok farklı bir ilgi alanı ama ben bu konuda sana seve seve yardım edebilirim.” dedi. Açelya biraz da olsa rahatlamıştı en azından bazı arkadaşları bu konuda ona destek oluyordu. Derin tekrar söze girdi. “Ben de sana destek olurum sadece biraz şaşırdım.” dedi. Derin sözünü bitirir bitirmez Rüzgâr ise “Tamam o zaman, herkes hemfikir ise ben de sana yardımcı olacağım.” dedi.
Açelya konuşma bitince havanın karardığını anladı ve eve daha fazla geç kalmamak için dağıldılar. Eve vardığında ailesi onunla konuşmak istediğini söyledi. Açelya biraz endişelense de elini yıkayıp geleceğini söyledi. Anne ve babası oturma odasına geçtiler ve Açelya da çok geçmeden geldi ve şöyle dedi:
– Ne oldu, neden benimle konuşmak istediniz?
Babası söze girdi:
– Açelya çatı katında çok vakit geçiriyorsun ve oraya kimseyi almıyorsun. Anahtarı sana vermenin kötü bir düşünce olduğunu fark ettik.
Çok geçmeden annesi söze girdi:
– Anahtarı verdiğimizde bunun geçici bir heves olduğunu, kendini odana kapatacağını düşünmemiştik. Bundan dolayı anahtarı senden almayı düşünüyoruz.
Açelya anahtarı onlara vermek istemediği için bir şey demeden odasına gitti. Babası peşinden giderken annesi kolundan tutup daha fazla üstüne gitmemesi gerektiğini söyledi. Açelya odasına girdi ve düşündü. Bu durumda bile uzaylılarla alakalı bilgi toplama derdindeydi. Anne ve babasının söylediklerini çoktan unutmuştu. Yine uzaylılarla ilgili hayallere kapılarak derin bir uykuya daldı.
Uyandığında gece olmuştu. Nasıl bu kadar fazla uyuduğunu o da bilmiyordu. Neden uyandım diye düşündü. Sesler evet bu sesler yüzünden uyanmıştı. Tekrar duymuştu o sesleri. Nereden geldiğini öğrenmek için yatağının kenarındaki camdan dışarı baktı. Garip şekilli yaratıklar vardı. Açelya çok heyecanlanmıştı. Fakat aklına takılan şey neden mahalledeki hiç kimsenin ışığının yanmadığıydı. Abisinin bu saatte uyuması da garipti. Bunları boşverip hemen çatıya doğru koşmaya başladı. Çatıya çıktı ve ışığı açmaya çalıştı ama ışıklar yanmıyordu. Hemen el fenerini alıp teleskopuyla dışarı çıkmıştı. O da ne! Yeşil, mavi, sarı, kırmızı, mor renkli; yedi gözlü garip şekilli yaratıklardı bunlar. Bu yaratıklardan biri onu görmüş olacak ki irkilmişti. Açelya karanlıktan korkmuyordu. Çünkü karanlığın korkulacak bir şey olmadığını biliyordu. Dışarı çıktı. Evet! Bunlar uzaylıydı. Uzaylılara yaklaştı yaklaştı… Uzay mekiğindeydiler. Uzaya gidiyorlardı. Mavi renkli uzaylı büyük ihtimal korkak olandı:
– Sen, sen, sen neden uyumadın. Beni korkutuyorsun. Lütfen bana yaklaşma.
– Benden korkmanıza gerek yok. Ben sadece ne yaptığınızı çok merak ettim.
Kırmızı renkli olan sinirliydi galiba:
– Neyi merak ettin?
– Sizin nasıl bir şey olduğunuzu, dedi utanarak Açelya.
Yeşil renkli şakacı olsa gerek:
– Belki de o da uzaylıdır.
Açelya çekinerek şöyle cevap verdi:
– Hayır uzaylı değilim. Ama uzaylıları hep merak ettim.
Sizlerle ilgili araştırmalar yaptım ama hiçbir kitapta sizin görsellerinize rastlamadım.
Mor olan da mutluydu herhâlde:
– Tamam ama senin bizi görmemen gerekiyordu. Birazdan insanlar uyanır. Seni artık geride bırakamayız. Merakını gidermek için seni uzaya bizim yaşadığımız gezegene götürüyoruz.
– Evet, seni Renkostar’a götürüyoruz.
Açelya kekeleyerek
– Re… renk… renko.. ne?
Sinirliydi cevap veren:
– Renkostar, biz orada yaşıyoruz, neden şaşırdın?
– Hayır, hayır! Ben, ben çok heyecanlıyım.
Yola gireli saatler olmuştu. Açelya sıkılmış olacak ki;
– Bu yolculuk çok mu uzun sürecek?
– Evet, dedi Şakacı.
– Bu gemiyi inceleyebilir miyim? Lütfeen!
– Tabi ki, dedi Mutlu.
Hemen koşturmaya başladı Açelya. Dışarıdan çok küçük
gözüküyordu ama içi o kadar büyüktü ki. Sanırım asla tamamını gezemeyecekti. Açelya içeriye doğru ilerlerken uzaylıların kendi aralarında konuştuklarını fark etti. Başkalarının sözlerine kulak misafiri olmamın kötü bir şey olduğunu biliyordu. Bu yüzden onları dinlemeyecekti ama bazı sözcükler kulağına geliyordu:
– Ona güvenemeyiz.
– Aslında neden olmasın.
– Öyle de olabilir ama…
– … kötü bir fikirdi.
Bu sözlerin arasında Açelya’nın onları dinlemediğini gören

Mutlu biraz daha ısınmıştı Açelya’ya.
– Bakın görüyor musunuz? Bizi dinlemiyor bile, onun güvenilir biri olduğunu size söylemiştim.
– O bir insan Mutlu, ona asla ama asla güvenemeyiz.
– Siz öyle sanın şimdi gidip onunla konuşacağım. Hey! Çocuk adını öğrenebilir miyim?
– Tabi, adım Açelya.
– Çok güzel bir isim Açelya.
– Teşekkür ederim.
– Neredeyse Renkostar’a geldik.
– Orası nasıl bir yer?
– Rengârenk!
– Tamam, artık geldik daha fazla oyalanmayalım, dedi Sinirli.
– Peki, diyebildi Açelya. Çünkü kırmızı renkli olan uzaylıdan korkuyordu.
İşte artık Renkostar’a gelmişlerdi. Hemen gemiden indiler. Burası çok renkli, rengârenkti gerçekten. Mavi olan Korkak’a döndü:
– Sana sana bir şey sorabilir miyim?
– Tabi sorabilirsin.
– Eeee adınız neydi acaba?
– Korkak, Korkak ben ama çok korktuğum söylenemez.
– Kesin, kesin öyledir korkak, dedi Şakacı.
– Güzel resim yapar mısın? Aleyna mıydı?

– Hayır Açelya.
– Üzgünüm unutmuşum.
– Sorun değil. İlk sorunu düşünürsem evet güzel resim yapabilirim.
Bunları konuşurken Açelya’nın bilmediği bir yere doğru yürüyorlardı. Açelya çok meraklı bir kız olmasından dolayı aklına takılan ne var ne yok hepsini sordu.
– Ben burada nasıl nefes alabiliyorum?
– Biz de senin gibi nefes alarak yaşarız. Farklı olan tek şey sizlerin oksijen alıp karbondioksit vermeniz, biz ise tam tersi.
– Vay, çok ilginç!
– İşte geldik, dedi Şakacı alaycı bir şekilde.
– Burası çok renkli olsa da kimse bu renkleri nasıl ve nerede kullanacağını bilmiyor. Bu yüzden sizin gezegeninize geldik. Orada renklerin nasıl kullanıldığını gördük. Senin neden uyumadığını anlamıyoruz ama. Herkesi uyutmuştuk, dedi Mutlu.
– Ben bilmiyorum.
– Herkesi nasıl uyutuyorsunuz?
– Bu benim gücüm herkesin farklı güçleri var.
– Sanırım beni neden uyutamadığını biliyorum.
– Nedenmiş.
– Benim de bir gücüm var çünkü.
– Öyle mi? Neymiş o?
– Sevgi! Ben sizi çok seviyorum. Hep sevdim. Bir gün sizinle tanışacağımı biliyordum. Diğer insanlar sizden korkar. Bense hep sizi araştırdım, sizi bekledim.
Hepsi bu sözler üzerine çok duygulanmıştı. Birbirlerine bakıp kaldılar. Sinirli biraz konuşmak istediğini söyledi. Arkadaşlarını bir kenara çekti. Açelya konuşulanları az da olsa duyuyordu.
– Onu burada tutamayacağımızı biliyorsunuz. Ailesi merak edecektir. Üzülecektir.
– Ama o kadar iyi yürekli ki, dedi Mutlu.
– Evet, biraz daha kalamaz mı, dedi Şakacı.
– Onu burada tutmaya hakkımız yok. Zamanımız dar. İnsanlar uyanmadan onu geri göndermeliyiz.
Açelya söylenenleri duyuyordu. İçindeki merakı dindiren bu gezegende daha fazla kalmak, daha fazla uzaylıları tanımak istiyordu ama anne ve babasının onu merak edecekleri de bir gerçekti.
– Geriye dönerim ama bir şartla, dedi söze karışarak.
– Neymiş şartın bakalım?
– Büyüdüğüm zaman sizi yine ziyaret etmek istiyorum.
Beni yine gelip alır mısınız? Hem o zaman renkleri nasıl kullandığınızı da görmüş olurum.
Birbirlerine baktılar. Onaylar şekilde kafalarını hafifçe salladılar. Sinirli söze girdi:
Seni bugün buraya getiren şey hiç yılmadan kurduğun hayaller ve içinde büyüttüğün sevgiydi. Bir şeyi inançla istersen gördüğün gibi ortaya “sevgi” denen öyle bir güç çıkıyor ki bizim gücümüzü bile alt edebiliyor. Eğer büyüdüğünde bu inanç hala sende olursa ve sevgi denen o gücü yine kullanabilirsen mutlaka istediğin olacaktır. Buraya tekrar gelip gelememek senin elinde olacak.

Yola yeni girmişlerdi. Onu geri götürme görevi Mutlu’ya verilmişti. Uzay gemisine binmeden önce hepsiyle vedalaştı. Hepsine sarıldı. Şakacı: “Bu gezegende çok renk var. Ama en güzeli sendin.” demişti ayrılırken. Sinirli bile gidişine çok üzülmüştü. Yıllar sonra tekrar döneceği günü hayal etti. Sinirli’nin söylediklerini hatırladı. İçindeki inancı daha da büyütecekti. Sevgi onun en büyük gücüydü. Bu gücü hayatının her anında kullanmalıydı. Büyük bir hızla ilerleyen geminin manzarası gözlerini yormuştu. Yaşadıklarının da yorgunluğuyla uykuya daldı.
Annesinin öpücüğüyle uyandı. Şaşkındı. Gördüklerinin hepsi rüya mıydı? Anahtar hâlâ elindeydi. Annesine uzattı. Artık buna ihtiyacım yok, dedi. Annesi kahvaltının hazır olduğunu söyleyip merdivene doğru yürüdü. Açelya kafası karışık bir şekilde ne yapacağını düşünüyordu. Birden aklına yaşadıkları geldi. Gücünü kullanması gerektiğini hatırladı. “Anneciğim seni çok seviyorum” dedi bağırmaya yakın bir ses tonuyla. Annesi döndü, tekrar sarıldı ve teşekkür edip onu ne kadar çok sevdiğini söyledi. “Aşağıda görüşürüz” dedi. Açelya yatağından doğruldu. Penceresinden dışarıya baktı. Karşı yamaçta o zamana kadar hiç görmediği rengârenk çiçekler açmıştı.

Renkostar Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.

2025 Ders Kitabı Cevapları
🙂 BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER, PAYLAŞ!
0
happy
0
clap
0
love
0
confused
0
sad
0
unlike
0
angry

Bir yanıt yazın

**Yorumun incelendikten sonra yayımlanacak!