Yapay Zekâlı Köy Hikaye
“Yapay Zekâlı Köy Hikaye” okumak için aşağıdaki yayınımızı inceleyiniz.
Yapay Zekâlı Köy Hikaye
Sabah telaşla kalktığımda doğrudan saate baktım, bir de ne göreyim? Eyvah, Saat 9.30 olmuş! Çok sinirlendim akıllı robota… Seslendim, cevap alamayınca aşağı indim. Sinirim bir geçti, gülmeye başladım. Çünkü robotu yerde üzerine kahve dökülmüş bir halde gördüm, sırt üstü düşüp yerden kalkamayan, debelenen kaplumbağalara benziyordu. Apar topar eczaneye gitmek için hazırlanırken 24 Haziran 2035 tarihinin yani bugünün “Dünya Eczacılar Günü” olduğu aklıma geldi, neyse ki bugün nöbetçi değildim. Ben de robotu gözden çıkardığıma göre dolaptan elbisemi, ayakkabılıktan ayakkabımı kendim alıp kendi işimi görmeliydim. Uzun zamandır bu işleri ben yapmıyordum, biraz tuhaf geldi doğrusu. Robotun biraz sakar olduğunu düşünerek yeni bir yazılım yükletilmesine karar verdim. Robotu silikon vadisine bıraktıktan sonra meydanda olan törene gittim. Ben vardığımda tören çoktan başlamıştı, ayakkabımdaki dijital gösterge arkadaşlarımın sağ tarafta olduğunu gösteriyordu. Ben kalabalıkta onlara doğru hareket ederken onlar da bana doğru yaklaşmışlardı bile, tüm arkadaşlarım oradaydı.
Arkadaşlarla sohbet ederken birden benim adımın okunduğunu duydum. Yılın en iyi hizmet veren eczacısı seçilmiştim. Çok mutlu olmuştum. Ödülümü sahnenin yan tarafından havalanan küçük bir robot önce sunucuya verdi, sunucu başında yanan ışıklar ve yüzünde beliren gülücüklerle ödülü bana uzattı. Neyse ki bizim robot gibi bir sakarlık yapmamışlardı. Ödülümü aldıktan sonra konuşmama başladım:
– Çocukken hep eczacı olmayı hayal ediyordum, eczanelerin önünden geçerken ilaçlara meraklı meraklı bakardım. Bu hayalim çok şükür gerçek oldu. Öncelikle buralara kadar gelmemi sağlayan ilkokuldan üniversiteye kadar olan tüm öğretmenlerime teşekkür ediyorum. Bana en çok morali veren anneme ve babama çok ama çok teşekkür ediyorum. Onların hakkını asla ve asla ödeyemem. Keşke hepsi aramızda olsaydı. Ben buralara gelene kadar çok gayret gösterdim. Bazen gecelerin geç saatlerine kadar, bazen de hiç uyumadan sabaha kadar ders çalıştım. Bu kadar dersin arasında küçüklükten hevesim olan hafızlığı yapıyordum. Ailem eğitim konusunda bana maddi ve manevi her türlü desteği verdi. Gerek hafızlık yaparken, gerek yurt dışında dil öğrenirken çok yardımcı oldular. Onlar sayesinde hem hafızdım hem de dört dil öğrendim. Bu uğraşlar sonucunda buralara kadar geldim. Şimdi ise elimden geldiğince insanlara yardım ediyorum ve mesleğimi en iyi şekilde sürdürmeye çalışıyorum. Bu ödüle layık görülmekten çok mutluyum…
Konuşmam bitti ve arkadaşlarımın yanına gittim. Önce beni tebrik ettiler, kucakladılar, akşam dolaşmaya çağırdılar, şöyle baş başa, yüz yüze bir sohbet edelim dediler. Akşam güzelce hazırlanıp Sultanahmet’te buluştuk. Beraber bir restorana girdik. Yine robot aşçıların ve garsonların hazırladığı yemekler geldi ve karnımızı bir güzel doyurduk. Tatlı siparişi verdikten sonra çok güzel sohbete daldık; eski günlerden, ağaçlardan, ormanlardan, köylerden, derelerden konuştuk. Ne kadar özlemişiz oraları!
Sabah kalktım, hazırlanıp gittim, eczaneyi açtım. Ortaokul arkadaşım Utku aradı, o da İstanbul’da bir hastanede doktor olmuştu. Utku benim en iyi arkadaşlarımdan biriydi ancak 2020 yılında olan ve 3-4 yıl süren Coronavirüs salgınından sonra bir daha görüşememiştik. Benimle buluşmak istedi. İş çıkışı ayakkabımın üstündeki göstergeleri takip ederek anlaştığımız yere aynı anda vardık. O da birkaç gün önce yine yakın arkadaşlarımdan Enes’e ulaştığını söyledi. Enes, Ünye’de bir süperbakkal merkezi açmış ve buradan akıllı robotlarla değişik yerlerde alışveriş hizmeti veriyormuş. Utku’ya, yine yakın arkadaşım ve aynı zamanda akrabam olan Yahya’nın Şişli’de bir eczane açtığını söyledim. O akşam eve gidince hemen Yahya’yı arayıp bana gelmesini istedim. Yahya geldikten sonra olanları anlattım. Enes’i İstanbul’a çağırdık ve o da kabul etti. Hep beraber pazar gününe bir buluşma ayarladık. Buluşma zamanı geldi, onları Boğaz’da bir restorana götürdüm. Hasret giderdik, uzun uzun çocukluğumuzdan konuştuk. İnsanlar için neler yapabileceğimizi, çocukluğumuzdaki hayatı tekrar nasıl yaşayabileceğimizi konuştuk. Elimizdeki her şeyi satıp küçük yapay zekâlı bir köy kurmayı düşündük, akıllı robotun yanında kuzu, tavuk, tavşan da olacaktı içinde. Doğamızla, toprağımızla iç içe akıllı, yapay zekâlı araçlarla birlikte yaşayacaktık.
Köyün adını MaYmUnE koyacaktık, bu adlarımızın baş harfiydi. Artık hep beraber çevreye zarar vermeden orada yaşayacaktık. Bir gün evi toplarken karşıma eski fotoğraflarım çıktı. Hemen hemen dört yıldır Ünye’ye gitmemiştim, çok üzüldüm. O sırada yanıma Yahya geldi ve beni üzgün gördü, ona Ünye’ye, çocukluğumuza gidelim dedim. Bu konuyu birkaç gün tartıştık ve gitmeye karar verdik. Ben Karadeniz’i çok özlemiştim. Sonunda uçak saatimiz geldi ve yola koyulduk. Yarım saat sonra Ordu-Giresun Havaalanından Enes’in kuzeni bizi aldı. Ben hemen bizim kafeye gittim. Annem ve babam oradaydı. İlk onlara sarıldım. Kafe hâlâ eskisi gibiydi ve hiç bir değişiklik yoktu. İşlerin yoğunluğundan hiç gelememiştim. Memleketime bir haftalığına gelmiştik ancak ben daha çok kalmak istiyordum. Deniz, toprak, yeşil, ağaç, orman beni bırakmıyordu. Bunları İstanbul’a dijital köyümüze taşımaya kesin kararlıydık. Yapay zekâlı robotların yanında yeşillikler, kuzular, ağaçlar, ormanlar olacaktı. Betonun, asfaltın yerine toprak kokusu…
“Yapay Zekâlı Köy Hikaye (Çocuklardan Ev Yapımı Öyküler)” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz.























